HUZUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HUZUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2025 Salı

MUTLU BİR BAYRAM

Deneyimsel Tasarım Öğretisi



Zehra çıtı pıtı, çok sevilen, marifetli, ama etrafında hayır diyemediği için çok fazla ilişki problemleriyle mücadele eden bir kızdı, karşısına çıkan evlilik tekliflerinden kendisine en yakın hissettiğini, ailesine en yakın olanı seçti, babasının istediği bir damat adayıydı çünkü, düğün dernek çok kısa zamanda oldu her şey yerini buldu.

Henüz daha yeni evliydi, Kurban Bayramı geldi çattı, Zehra eşinin ailesinin kurbanla ilgili planlarını duyunca dehşete düştü, her bayram iki kurban kesiliyordu, ve bunları erkekler yüzdükten sonra kadınlar temizliğini dağıtımını ve pişmesini yapıyorlardı. yeni gelin olduğu için o da kollarını sıvayacaktı, ondan beklentileri buydu.

Hayatı boyunca kurban kesimini görmemiş ailesinde hiç kurban kesilmemişti. Zehra günlerce nasıl yapacağını düşündü, çünkü kokusuna bile dayanamadığı koyunların, hem kesimini görecek hem onları elleyecekti.

Eşine defalarca ben kana bakamam, hayvanın etini elleyemem dediyse de, eşi her zamanki o umursamaz ve dalga geçen tavrıyla, alışırsın kimse annesinin karnında öğrenmiyor, benim ablam da öyleydi ama bak şimdi nasıl yapıyor, diyerek geçiştiriyordu Zehra’yı.

Bayram öncesi vakit varken bi araştırayım dedi Zehra, Kurban nedir? Neden kesilir? Nerden çıkmış, bu bir adet mi? Hiç bu konuda konuşmamış, düşünmemiş ve araştırmamış olduğunu farketti.

Araştırdıkça duyguları değişti, düşünceleri değişti. Bambaşka kapılar açılıyordu sanki önüne ve kendini alamıyordu Zehra bu serüvenden.

Kurban Bayramı anlamı, önemi ve kurban kesme ibadetinin dinimizdeki yeri ve önemi hakkında her yaştan okurumuza faydalı olabilecek bir yazı hazırladık. Böylece Kurban Bayramı günleri içerisinde bir kul olarak bizden beklenen tüm görevleri yerine getirebileceğiz.

Kurban; Allah’a yaklaşmak, teşekkür etmek ve kulluk etmeyi göstermek amacıyla yapılan bir ibadettir. Allah rızasını kazanmak amacıyla, dinen belirli şartları yerine getirebilen hayvanların dini kurallara uygun olarak kurban edilip ihtiyaç sahipleri arasında pay edilmesi anlamını taşır.

Kurban Bayramı Nasıl Ortaya Çıktı?

Kurban Bayramı, hicretin ikinci yılında ortaya çıkmıştır. Kurban Bayramı nedir nasıl ortaya çıktı, merak edenleri İbrahim peygamberin kıssasından yola çıkarak aydınlatalım:

Hz. İbrahim’e rüyasında bir ses: “Ey İbrahim! Allah, oğlunu kurban etmeni emrediyor.” diye seslenmiştir.

Hz. İbrahim, oğluna: “Ben seni rüyamda Allah için kurban ediyordum.” diyerek rüyasını açıklamıştır.

Hz. İsmail bu duruma: “Babacığım sana emrolunanı yap.” diyerek yanıt vermiştir.

Hz. İbrahim oğlunu kurban edecekken Allah tarafından: “Ey İbrahim! Rüyana sadakat gösterdin, işte sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık, onu boğazla!” emredilmiştir.

İşte kurban ibadeti günümüze kadar bu dini değer ile korunmaktadır.

Hz. İbrahim ile Hz. İsmail arasında geçen bu olay kutsal kitap Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde aktarılmaktadır:

Sâffât Suresi 100-111. Ayetler;

100-“Rabbim! Bana iyilerden olacak bir evlât ver!”

101-Bunun üzerine kendisine akıllı ve iyi huylu bir erkek çocuğu olacağını müjdeledik.

102-Çocuk, babasıyla beraber iş güç tutacak yaşa gelince babası ona, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm; düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin?” Dedi ki: “Babacığım! Sana buyurulanı yap; inşaallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın.”

103-Her ikisi de (ilâhî buyruğa) teslim olunca ve babası onu yüzüstü yatırınca,

104-Ey İbrâhim!” diye ona seslendik;

105-Tamam, rüyanı gerçekleştirmiş oldun.” İşte iyileri biz böyle ödüllendiririz.

106-Bu, kesinlikle apaçık bir imtihandı.

107- Biz, (oğlunun canına) bedel olarak ona iri bir kurbanlık verdik.

108-109-Onun hakkında, “İbrâhim’e selâm olsun!” ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik.

110-Evet, iyileri işte böyle ödüllendiririz.

111-Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı,

Kurban Bayramı nedir ve niçin kurban kesilir sorularının cevaplarının hemen hemen hepsi yardımlaşma, ALLAH'a yaklaşma ve ibadet çatısında birleşir.

Kurban Bayramı sadece et kesilen bir bayram değil; yoksulların düşünüldüğü, birlik ve beraberliğin pekiştiği, Allah’a şükredildiği dini bir ibadettir. Allah’a kurban edilen kurbanlık hayvanlar kesilirken, kesilen etlerin ihtiyaç sahiplerini bulacağı bir bayramdır.

Kurban Bayramı, hem yardımlaşma hem de manevi duyguların pekişmesine önemli bir vesiledir. Kurban Bayramı usulüne göre, emredildiği gibi yaşanmalıdır. Kurban kesilirken, hayvana eziyet etmemek, canını yakmamak, hızlı hareket etmek ve mutlaka İslami kuralları gözetmek çok önemlidir.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi

Zehra adeta büyülenmişti. Hemen harekete geçti. Eşini aradı ve bilgilerini onunla paylaştı. Çok mutluydu içi içine sığmıyordu. Eşi ile birlikte gidip kurbanlarını seçtiler, evin bahçesine bağladılar. Bayrama kadar Zehra Kurbanına baktı, yemini, suyunu verdi, ilerdeki yeşillik alana saldı otlamasını hayranlıkla izledi, Kınalar yaktı, süsledi, öptü, kokladı.

Bayram Sabah namazı için erkekler evden erkenden çıktı, Zehra hemen evi toparlayıp, soluğu kınalı kuzusunun yanında aldı. Onu tertemiz yaptı, kesim için ortamı hazırladı, evde herkes şaşkınlıkla onu izliyor, onun bu hevesin mutluluğunu, neşesini çok sevimli buluyorlardı.

Zehra Kurbanı kesilirken kırmızı bir eşarpla gözlerini bağladı, kulağına ‘’Seni Rabbime Kurban olarak yolluyorum, bizi Ahirette karşıla inşallah diye fısıldadı. Bunu da bir arkadaşından duymuştu. Böyle yapınca Kurbanlar direnmez Allah’ın referansının karşısında boyun eğer demişti. Gerçekten de kurbanı hiç direnmedi. Zehra kesilirken dayanamayacağını düşünüyordu ama hiç de öyle olmadı. ‘’İnsan neyi neden yaptığını bilince, içinde o saçma sapan korkularda kalmıyormuş’’ dedi kendi kendine.

Kurban kesimi sonrası, görümcesi ile kurbanı avluda yıkayıp doğradılar, mahallede kesmeyenleri tespit edip, kapı kapı dağıttılar, her aile fertlerine paylaştırdılar.

Bir yandan kuşbaşı etleri, ciğerleri doğrayıp kavurma yaptılar ve tüm aile toplanıp yediler, bahçede çaylarını dağıttı Zehra, yorgun, mutlu ve huzurluydu. Hiç böyle bir bayram geçirmediğini düşündü, meğer ne kadar kıymetli bir geçmişe sahipmiş ama hiç farkında bile değilmiş. Bundan sonraki hayatını, yaradılış amacını, yaratanı araştırmayla geçirmeye karar verdi Zehra. Bu bayram onun dönüşümünün miladı olmuştu.





Okumaya Devam Et

31 Mayıs 2025 Cumartesi

GAZZE

Deneyimsel Tasarım Öğretisi

Öyle acıydı ki…

Birleşemeyeni bir araya getirdi Gazze,

Ama, 

Sadece insanlıktan nasibini almış olanları…

Yazı yazmayanı yazdırdı… 

Gözü yaşarmayanı ağlattı…

İman etmeyeni ettirdi…

Aç olanı doyurdu…

Üşüyeni ısıttı…

Şikayet edeni susturdu…

Dertlerine güldürdü…

Günahlara tövbe ettirdi…

Utanmayanı utandırdı…

Nankör olanı şükrettirirdi…

Sevmeyeni sevdirdi…

Duymayanı işittirdi…

Lal olanı konuşturdu…

Perdeleri kaldırdı Gazze,

Gerçeği gözler önüne serdi…

Tabi sadece o gerçeği görebilme hak edişine sahip olanlara.

Öyle acıydı ki…

İnsanlığın son çığlığıydı yükselen göğe,

Son bir çıkış kapısıydı af dileyenlere,

Öyle ya dünyaya ilk gelişinde bile,

Af dilerdi insanoğlu gerçeği bilse

Pek çoğunun gözleri kapandı, estetik değildi Gazze

Kulaklar tıkandı, detoneydi Gazze

Cesurlar da sustu, bir avuçtu değer miydi Gazze

Doğuyla Batıyı yer değiştirendi oysa

Mazlumla zalimi ayrıştırandı oysa...

Son sahnede bütün delilleri sunan,

İzleyicisi tarafından ayakta alkışlanan

Deneyimsel Tasarım Öğretisi


Bir bebek daha dünyaya doğmadan,

Bir genç kız daha çeyizini kuramadan

Bir delikanlı daha ilk maaşını almadan

Girdiler toprağa...

Öyle acıydı ki…

Birleşemeyeni bir araya getirdi Gazze, 

Ama,

Sadece insanlıktan nasibini almış olanları…



Okumaya Devam Et

10 Nisan 2025 Perşembe

SEN KİMİNLESİN?

Deneyimsel Tasarım Öğretisi

Yanlışın kendini doğru sandığı,

Zulmün her şeyi bir bir yaktığı,

Yakınken bunun görülecek hesabı,

Kibrin etrafı bu denli sardığı bu günlerde,

Sen kiminlesin?

Kalemin sustuğu,

Zamanın durduğu,

İnsanın insanı umarsızca unuttuğu,

Güçlü görünen o zalimin her an korktuğu bu günlerde,

Sen kiminlesin?

Zaman net durma zamanıyken,

Siyahın değil beyazın destekçisi olmak varken, 

Kınayıcıların kınamasından korkmadan yol alanlar ilerlerken, 

Bu işin gerçeği nedire bakan mı olmak istersin, gerçeğe gözünü kapatan mı?

Sen kiminlesin?

Basiti küçük görüyor insan çoğunlukla, 

Ben tek başıma ne yapabilirim diyor sorulduğunda,

Oysaki bir damla, damlaya damlaya,

Aşındırır olduğu yeri zamanla,

Damlalar birlik olur yıkar çıkan engelleri, 

Sen kiminlesin?

Deneyimsel Tasarım Öğretisi

Şimdi olmazsa ne zaman?

Sen vazgeç, kolay geriye kalan,

Ateş değil, su ol yeter bir damlan,

Düşün, şimdi nedir sence sana yakışan?






Okumaya Devam Et

11 Mart 2025 Salı

NE VAR Kİ BUNDA?








İnsanların birçoğu hayatı boyunca "Ama neden ben?" diye söylenir durur. Yaptıklarının kendisi ile alakalı olduğunu kabul etmekte zorlanır. Nesrin’de bu insanlardan biriydi. Öyle bir dönemdeydi ki artık nefes alamıyorum diye kriz geçirmiş, evde ki bütün eşyaları birbirine katmış, mutfakta ki tabakları kırıp dökmüştü. Yine de sorusuna bir cevap bulamıyordu.    "Ama neden ben?!!!" diye çığlık atmak da onu sakinleştirmiyordu. 

Onun istekleri de diğer insanlardan farklı değildi ki; o da mutlu olmak, gezmek, dolaşmak, rahat yaşamak istiyordu. O mekana da sırf bu nedenle gitmişti. Arkadaşları ile birbirine söz vermişlerdi. On sekiz yaşına girince kutlamayı bir bar da yapacak, eğleneceklerdi. Artık reşittiler. Özgürlüğün tadına varmalıyız dediler. Nesrin daha önce hiç böyle ortamlara gitmemiş, ortamdaki içecekleri tatmamıştı. Ama merak da etmiyor değildi hani. Nasıl bir yer? İnsanlar, nasıl eğleniyor acaba? Ali, bu konu da arkadaşlarına göre daha tecrübeli idi. Ballandıra ballandıra anlatıyordu; "Kızım bir kere geldik dünyaya. Gezip, tozmak, eğlenmek bizim de hakkımız."  Arkadaş gurubunda herkes bu konuda birbirini gazlardı. Ve beklenen o gün geldi. Doğum gününü kutlamak için Ali, bir mekanda yer ayarladı. Nesrin ortamı çok merak ediyordu ama biraz da tedirgindi. İçinden bir ses "Gitmesek mi acaba?" diyordu.  Tedirginliğini Zeynep’e söyleyince, "Kızım ödlek misin sen ya? Alt tarafı gidip bir şeyler içeceğiz, eğleneceğiz ne var ki bunda." dedi Zeynep. Nesrin de arkadaşlarına uydu.

Evet o gün başlamıştı aslında her şey. "Ne var ki bunda?" diye olayı basitleştirdiğinin kendisi de acı tecrübelerle anlamıştı. Her şeyin başlangıcı önemsemediği bu soru idi, ne var ki bunda? Ama henüz yaşadıklarının, yaptıklarından dolayı olduğunu kendi de kabul edemiyordu. Şu anki istemediği, isyan ettiği yaşantısının başlangıç noktası orasıydı. Bir kereden bir şey olmaz dediği yerde başlamıştı çöküşü. O karanlık, izbe, dumanlı, gürültülü yerde… Şimdi keşkeler fayda vermiyordu. Önce bir tadına bakayayım dedi. Acı da bir şeydi, hiç de hoş değildi ama ilk yudumu aldığında arkadaşlarının "Ooooo aramıza hoş geldin" demeleri de hoşuna gitmişti. Kendine o an için saçma sapan bir özgüven hissi geldi. "Bak ben de yapabiliyorum ne var ki bunda?" 

Sonraki günlerde başka başka ortamları da merak etti… Başka başka içeceklerle, başka başka insanlarla tanıştı… Her gelen bir şeyler götürdü Nesrin’den, her içtiği onu daha da bozdu. Şimdi yaşı otuzdu ama hayatındaki bütün hazlarını tüketmiş, hiçbir şeyden mutlu olamayan, krizler geçiren bir insana dönüşmüştü. Aslında kendi de memnun değildi, bu hayattan ama düzeltmek için her adım attığında kendini başladığı nokta da buluyordu. Nesrin basit bir soru gibi görünen bir cümleyi önemsemediğinden uçurumun kenarına yaklaşmıştı henüz on sekiz yaşındayken. 

Aslında insanların başlarına gelenler, yaşları ile alakalı değildir. İnsan gerçeği; doğruyu yanlışı bilir ama önemsemez, sakınmaz. Merakını yanlış yere yerleştirir. Ne var ki bunda? Bir kereden bir şey olmaz ki der. Oysa her başlangıç bir adımla başlar.  Adımlar bizi yaşayacağımız iyi ya da kötü olaylara yaklaştırır. Sonra da keşke o kişi ile tanışmasaydım, keşke gitmeseydim, keşke denemeseydim der. İnsan aslında "Ama neden ben?" sorusunun cevabını da bilir. Her şeyin kendi ile alakalı olduğunu anlar sadece itiraf edemez. Başkalarını suçlamak en kolay yoldur.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; bu hayatta hiçbir şey başı boş yaratılmış değildir. İnsan toparlanmak istiyorsa hayatının sorumluluğunu eline almalıdır. Önce insan olduğunu, hata yaptığını kabul etmelidir. Toparlanmak için gerekli bedelleri ödemeye razı olmalıdır. İnsan bir günde bozulmadığı gibi, bir günde de toparlanamaz. Yönünü doğru olana çevirmeli; amaçlarını, hedeflerini ona göre belirlemelidir. Toparlanmak için; kararlı olmak, sabretmek, doğru bedelleri ödemek gerekir.

 



Okumaya Devam Et

21 Kasım 2024 Perşembe

GERÇEĞE DAYANMAK

Gerçeğe Dayanmak

Okuduğu haberin etkisinde sinirle elindeki gazeteyi katlayıp köşe koydu Ali. Gözü pencereye ilişti, yürüdü. Dışarıda puslu bir hava vardı. Yağmur yağdı yağacaktı ama zaten üzerinde ansızın yağmura yakalanmanın verdiği bir ürperti vardı. Kafasında hep aynı sorular dönüp  duruyordu. "Bir insan böyle bir haberi nasıl yapabilir?" Bir halk bombalarla yok edilirken nasıl bunu yapanları haklı bulup alkışlıyorlar aklı almıyordu. 

Tüm bu yaşananlar gerçekten de gerçek miydi yoksa bir film sahnesinde miydi? 

Bu zulmü yapanlar gerçekten kendilerini haklı mı görüyorlar yani? 

Peki ya kınayanlar gerçekten mi kınıyorlardı yoksa kınamış olmak için mi?

Bu zulmü yapanlar ne kadar panikse zulme uğrayan bu insanlar ne kadar sakin. Gerçekten de onları bunca metanetli yapan şey ne? "Ne kadar da çok gerçekten dedim" diye geçirdi  içinden. Gerçekten, ne kadarda sık kullanıyoruz bu kelimeyi. Şaşırdığımızda, sevindiğimizde, üzüldüğümüzde, öfkelendiğimizde... Hep aynı soruyu farklı tonlamalarla soruyoruz. "Gerçekten mi?"

İnsanoğlu hep gerçeğe ulaşmak ister, tüm varoluş boyunca hep gerçeği arayıp durmuş. Çünkü herkesin gerçeğe ihtiyacı vardır. Öyle ki bu durum atasözlerine bile yansımış. "Dost acı söyler." Bazen en acı şeyleri bile duymak ister insan, yeter ki o şey gerçek olsun. "Acı ama gerçek" der kendini avutur. 

Gerçeğe sahip olmak güçlü kılar.  Suyunu ilmini, gerçekliğini bilen kişi okyanusları arşınlayacak gemiler tasarlar. Ticaretin gerçeğini bilen kişi doğru hamleler yapar. İnsanın gerçeğini bilen kişi doğru ilişkiler kurar.  Yağmur yağdığında yolların ıslanacağı gerçeğini bilen kişi paniklemez, önlemini alırda dışarı çıkar. Gerçeğe sahip olan mutlaka üstün oluyor o konuda. Ve tam zıddında gerçeğe sahip olmayan hüsrana uğruyor. Beyaz ayakkabısıyla yağmura yakalanan delikanlı gibi...

Gerçeğe Dayanmak

İnsanları metanetli yapan şey bir gerçeğe sahip olmalarıdır. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?  İnsan bilmediği,  anlamadığı yerde panikliyor. Çocukken bir anlığına annesinin elini bırakıp kaybolması gibi... Bu zulmü yapanlar panikliyorlar aslında. Nasıl bunca yapılana rağmen Filistin halkının yıkılmadığını, vazgeçmediğini anlayamıyorlar. O insanlar ise sırtlarını gerçek olana dayadıkları için yıkılmıyorlar. Gerçek olanı bilmeyen nereden anlasın bu hali? Gerçek...

Ali’yi bir telefon müziği çıkardı düşünce deryasından. Arayan şu hayatta gerçek dostum dediği kişiydi. Gerçekti, çünkü tutarlıydı. Beraber iyi kötü günler geçirmişlerdi ve onun yapıp ettikleri hep birbiriyle tutarlıydı. Gerçek arkadaşıydı ve Ali'nin onunla konuşmaya şu an çok ihtiyacı vardı... 

 


 


 

Okumaya Devam Et

29 Ekim 2024 Salı

MİGREN ATAĞI

Gece uykusundan uyanan Ebru, başucundaki bardaktan bir yudum su aldıktan sonra çekmecede ağrı kesiciye uzandı hemen. Yine ağrıları artmış, uykusundan uyandırmıştı onu. Geceleri dinlenmek yerine daha çok yoruluyordu bu ilaçları içmese. Bir an ilacı bulamayınca panik yapmıştı. Perdeler, panjurlar sıkı sıkı kapalıydı. O zifiri karanlıkta tamamen el alışkanlığıyla uzandığı yerde olurdu oysa. Gece lambasını açmak istedi ama bu defa gözlerini kapattı sıkı sıkı. Sanki o ışık gözünden içeri süzülse ağrıları iyice dayanılmaz olacaktı. Derken ilacının sesini duydu ve rahatladı. O ilacı yutmadan geçmeyeceğine o kadar emindi ki artık başka bir çare düşünmez olmuştu.

İnsan düşüncelerini nasıl inanç boyutuna getiriyordu?  “Kahve içmeden ayılamam, kahvaltı yapmadan evden çıkamam, çay içmeden yaşayamam.” ve daha nicesi. Ebrunun bu ilaçla bağı da bu şekildeydi. Senelerce başka başka doktorlara gitmişti ama bu son gittiği doktorun verdiği ilaç onu rahatlatıyordu. İçiyorsun ve geçiyor. Ne büyük rahatlık diye düşündü. Evet anda rahatlatıyor ama toplamda o rahatlık devam ediyor mu? Ebru’nun o gününü ağrısız geçirmesine sebep oluyordu belki ama iç organlarına uzun vadede nasıl bir zarar verdiğiyle ilgilenen yoktu. Oysa sebebini bulsa, asıl kaynağını çözse belki artık ilaçlara olan mecburiyeti de ortadan kalkacaktı.

İnsan hayatın birçok alanında olduğu gibi hastalıklarında da gerçekle sahteyi ayırt edemez olduğu zamanları vardır. Sahte çözümlerle anlık olarak rahatlasa da o problem devam eder. Aksini yapmak, gerçek çözümü bulmaya çalışmak sabır isteyen, emek isteyen bir süreçtir. Aslında gerçek hep bilinir ama insan sonucu çabuk görmek istediği için o yolu seçmez. Ve anda rahatlatan her şey, işin toplamında yoğun zarar verici hale gelir.

Ebru da bunu biliyordu. Daha önce gittiği bir doktor migren ataklarının azalması için yediklerine dikkat etmen gerek dediğinde anlam verememişti. Şekerle benim baş ağrımın nasıl bir ilişkisi olabilir ki?” demişti. Ama arkadaşının ısrarı üzerine bir süre gerçek gıdayla, gerçek bir beslenme diyeti uygulamıştı. Ve evet, sonucu uzun zaman sonra görmesine rağmen, ataklarının arasının en uzun olduğu dönemin o zaman olması bir tesadüf değildi. Gerçek gıda ve gerçek bilgi Ebru'nun hayatına girdikçe, Ebru dününe göre daha iyi olmuştu. Ancak Ebru o gerçekliğe sahip çıkıp süreci uzun vadeye yayamamıştı. Bir kaç kez yaptıktan sonra sıkılıp, tekrar anlık rahatlatıcılara dönmeyi tercih etmişti. 

İnsan gerçekliğe uygun yaşadığında her şey daha kolay, daha yolunda olur. Aksi takdirde hep treni karada götürmeye çalışarak yorulduğu bir hayat olur. Bu arkadaşlığında da böyle, yediğinde de böyle, işinde de böyle, evinde de böyledir. Aslında insan hayatının geneline baktığında her yerde bir migren atağı gibi acılı süreçleri olduğunu görür.

***

Sahte de yorulmak yerine, gerçeğin peşinde koşmaktan yorulmak ümidiyle…  






Okumaya Devam Et

12 Eylül 2024 Perşembe

İŞTE BİZ O GÜN ÜRETECEĞİZ

Elif metropol bir şehirde doğmuş ve büyümüştü. Ancak çocukluk döneminde yaz tatillerini ninesinin yanında köyde geçirmişti. Köydeki hayat onun için hem öğretici hem eğlenceliydi. Zaman geçtikçe okul ve iş derken şehre hapsolmuş, köyünden uzak kalmıştı.

Şehir hayatı Elif için adapte olması kolay bir hayattı. Şehirde her şeyin hazırı ve kolayı mevcuttu. Ninesi gibi şifalı otları tanımasına, sütü sağmasına, ateş yakmasına gerek yoktu. İhtiyacı olan her şeyi tıklayarak evinin önüne getirtebiliyordu. İsteklerine ulaşması gitgide kolaylaşıyordu Elif’in; fakat bu durum onu mutluluktan da uzaklaştırıyordu.

Ninesi yoğurt yapmak için sütü sağar, kaynatır, mayalar; hazırına kaçmaz, tüketeceğini de üreterek elde ederdi. Elif ise bir tıkla kapısında bulurdu yoğurdunu. Eskiden Elif ninesinin bu haline üzülür; ‘‘Ne uğraşıyorsun nineciğim? Bu kadar uğraşmaya değer mi? Hazırı var, yorma kendini.’’ derdi. Çünkü Elif tüketimin kolaylığını tatmış, üretimin zevkinden uzak kalmıştı. Tükettikçe tüketiyor; sadece ihtiyaçları için değil istekleri için de tüketiyordu. Ancak tükettikçe tükendiğini de fark ediyordu. Ninesi ona; Kolay olan caziptir ama insan emeğiyle mutlu oluyor. derdi...

İnsanoğlu rahata ereyim diye kısayoldan tükettiği şeylerin zararını bir bilse... Her kolaylık bir zorlukla beraber gelir. Eskiden hayat bu kadar kolay değildi ama insanlar bu kadar mutsuz da değildi. Hayatımızı kolaylaştıran her şey bir problem oluşturmaya başlıyor. İşin içinden çıkamayan insan problemi üretenin çözümüne başvuruyor! Çünkü insan seçeneksiz kaldı mı kendini tek seçeneğe mecbur hissediyor.

İşin kötüsü de bu; tüketimin insanın iradesini tüketmesi. Tükettikçe tükeniyor insan, tükettikçe de tükettiklerinden vazgeçemiyor. Bir bağımlı gibi davranmaya başlıyor. Ne elindeki marka kahvesini bırakabiliyor ne de giydiği markadan vazgeçebiliyor. 

İnsan seçim hakkına sahip değil miydi?

Ne oldu da kendini bu kadar köleleştirdi?

Çok basit bir tüketiminden bile vazgeçemeyen insan nasıl büyük bir adım atabilir ki?

Bu kişi nasıl fedakâr olabilir?

Nasıl kendisi için, insanlık için, adalet için mücadele verebilir?

Mücadelesi olmayan insan nasıl mutlu olabilir?

Elif ninesinin zorlu ama huzurlu hayatını hatırladı. Her zorluk beraberinde bir kolaylığı getirir. Şimdi anlıyordu insanın mutlu bir hayata nasıl sahip olacağını. Her şey emek ister, mutluluk da ancak emekle elde edilir…





Okumaya Devam Et

18 Temmuz 2024 Perşembe

ÇIĞLIĞIN DİRENİŞİ

Bir sabah Züleyha çığlıklarla uyandı. Ne olduğunu anlamadan odanın yolunu tuttu. Annesi, babasının üzerine kapanmış ağlıyordu. Züleyha durdu ve düşündü, evet bu çığlık bir gün kopacaktı. İçinde bir an derin bir boşluk hissetti. Şu an ne yapacaktı Züleyha?

Bazen bir çığlık direnişin hikayesidir, bazen ise bir fısıltı...

Sonra içeride ağlayan, isyan içerikli kardeşinin sesini duydu. “Neden benim babam ALLAH’ım? O daha çok gençti. Biz ne yapacağız şimdi?” dedi. Biliyordu Züleyha, bu sözleri kardeşinin isteyerek söylemediğini. Ama insan baskı altındayken kalpteki açığa çıkıyordu. O sahneyi gören Züleyha sessizce odasına giderek Yaratıcıdan özür diledi. “Biz senden razıyız ALLAH’ım merhametinden de, adaletinden de...”

Sonra bir an Kudüs kalbine düştü. Oradaki insanlar bu çığlığı her an duyuyordu ama o çığlık biraz hüzün, biraz huzur çığlığıydı. Çünkü herkes biliyordu; ALLAH kuluna zulüm etmez. 

Nasıl sakin kalabilirdi ki insan?  Anne yok baba yok, bir kız çocuğu anne olmuş, küçük bir erkek çocuğu ise kardeşini ve annesini korumak zorunda kalmıştı. Dışarıdan bakıldığında Yaratıcı sessiz kaldı,  diyerek bazıları O'nu  suçlamaya çalışıyordu. Ama bu sahnede ALLAH bir şey yapsaydı gazabı daha az olurdu, bekletti ve bu sahnede herkes ayrıştı. Dünyanın bir çok yerinde farklı zamanlarda farklı insanlar, o masumlar için ayaklandı... Dünyanın bir çok yerinde farklı zamanlarda farklı insanlar da, o masumların farkına bile varmadı... Rabbim zamanı geldiğinde kendini gösterecek ama o sahne o kadar kolay olmayacaktı. Rabbimi bilen tarzında bilir.

Züleyha bunları düşünerek derin bir sessizliğe büründü. Sonra ellerini semaya kaldırarak dua etti.

"Rabbimiz; biz senden razıyız... Adaletinden de, merhametinden de, gazabından da eminiz... Sen bizim göremediklerimizi görür, duyamadıklarımızı duyar, bilmediklerimizi bilirsin... Müslümana ne zaman yardım edeceğini, kafiri ne zaman kahredeceğini en iyi sen bilirsin... En doğru anı sen bilirsin... Biz senden eminiz...

Bizim dualarımız ancak kalplerimizdekini dile getirmek içindir... Senin hükmüne karışmak için değil... 

Rabbena...

Ya Kudüs halkına galibiyet ver, ya da onlar gibi bize de sabır ver...

Ya onlar gibi senin yolunda yaşasın ya da biz de senin yolunda ölelim...

Rabbena...

Bizi aynı analar doğurmadı... Ama aynı ALLAH yarattı. Bizim kardeşlerimizi bize bağışla, onları kurtar...

Biricik babamızın da mekanını cennet eyle...

Peygamberimize selam, sana hamd ederiz...

Senin yolunda yaşarken de, ölürken de teşekkürlerimizi, şükürlerimiz iletir, kabul etmeni dileriz..."

Züleyha’nın ağzından dökülen dualar kalbine merhem oldu. Babasının yanına giderek onu son yolculuğuna dualarla uğurladı.

İnsanın kendi acısı varken dahi başka birinin acısını düşünebilmesi... Kendinden önce başkalarının ihtiyacı için dualar edebilmesi... İnsanın sen boyutunda olabilmesi... Daha da iyisi insanın kendi hayatına dahi dışarıdan, duygularını pasifleştirip bilinç açıklığıyla bakabilmesi... İnsanın gerçeği bilip, gerçeğe uygun hareket edebilmesi...

Züleyha'da ki farkta buydu. Gerçeği algılayıp, gerçeğe tepki veren ve beklentisini en doğru yere yerleştiren bir yapıdaydı. Züleyha, içindeki çığlığı şükre dönüştürenlerdendi...







Okumaya Devam Et