ÜRETİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÜRETİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2025 Salı

İSTEK Mİ? İHTİYAÇ MI?


İnsan zanneder ki hayatı hep bir istikrar da bir düzen içinde geçecek. Ama işler bazen bizim planladığımız gibi gitmez. Nermin de bir müddettir hayatında planlamadığı, belirsiz bir dönemin içindeydi. O gün erkenden kalkıp, yola koyuldu Nermin. Çalıştığı iş yeri ekonomik bir dar boğazdaydı. İşveren birkaç zamandır maaşları ödemekte zorlanıyordu. Birkaç kişiyi de işten çıkarmışlardı. O da tıpkı diğer çalışanlar gibi sıkıntıya düşmüştü. Üç aydır kirayı da ödeyememişti. Neyse ki ev sahibi anlayışlı bir insandı da o konuda çok bunalmamıştı. 

Bugün için işveren, işçilerine kısmi olarak birikmiş maaş ödemesi yapacağını söylediğinde çok heyecanlanmıştı Nermin. Sonun da borçlarını ödeyebilecekti. Evin de bir sürü eksik vardı. Daha önce canı ne çekiyor ne istiyorsa alır, paranın hesabını pek de yapmazdı. İlk defa bu kadar sıkıntıya düşmüştü. Heyecanla bankanın önüne geldi, para kartını çıkardı. Evet, sonunda bir miktar eksikte olsa birikmişlerle beraber maaşı yatmıştı. Omuzlarından büyük bir yük kalktığını hissetti. "Çok şükür, kirayı öder, temel ihtiyaçları alırım!" diye geçirdi içinden. Parasını itina ile çantasına koydu. "Şimdi alışverişe çıkabilirim..." dedi kendi kendine.

Güneşli bir bahar sabahıydı. Ilık rüzgâr keyfine keyif katmıştı. İçini huzur kapladı. Rahatlamıştı artık. Yolda yürürken ne alacağını planlıyordu. Tam ihtiyaçlarını düşünürken karşısına çok güzel deri çantalar satan bir mağaza çıktı.  Vitrine yaklaştı. "İnanmıyorum!, "Uzun zamandır hayalini kurduğum marka çanta indirime girmiş, bu harika! Bugün şanslı günümdeyim..." dedi, gülümseyerek.  Hem maaşı yatmış hem de istediği model bir çanta ile karşılaşmıştı…

Nermin, vitrinin önünde duraklayıp uzun bir süre baktı. İçinde bir yerlerde, evdeki eksiklerin, ödenmemiş faturaların ağırlığı vardı. Ancak o an, vitrin karşısında parlayan çanta bunları unutturuyordu. Ayakları onu mağazaya doğru çekiyordu. Adım adım içeri girdiğinde, raflarda dizili sayısız çanta arasından, hayalindeki modele doğru yürüdü. Satış görevlisi kendisini nazikçe selamlayıp, nasıl bir ürüne baktığını sordu. Nermin istediği çantayı göstererek "Şu çantaya bakabilir miyim?” dedi.

Fiyat etiketine baktığında, elindeki paranın tutmasıyla içi bir yandan sevinçle doldu, tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi. Hızlıca ödemeyi yapmak istiyordu. Aman sonra bakarım derken gözü telefona ilişti ve mesajın ev sahibinden geldiğini fark etti.  Bir yanda sorular zihninde dolanmaya başladı; "Gerçekten bu çantaya ihtiyacım var mı?" Kafasında, zorunlu ihtiyaçlar, evin eksiklikleri, ödenmemiş faturaların resmi belirdi. Ama diğer taraftan da kalbi bu çanta için atıyordu. Nasıl da heveslenmişti. Satış görevlisinin "Bu model çok beğeniliyor, sadece bir aksesuar değil ayrıca çok kullanışlı bir model. Çok fazla indirime de girmiyor. Almayı düşünüyorsanız kaçırmayın derim.” demesiyle Nermin’in içinde bir savaş başlamıştı. 

Çantayı almayı çok istiyordu, çantayı aldığını hayal ettiğinde içinde beliren mutluluk tarifsizdi. Ama o an zihninde tam bir çatışma yaşıyordu. Almayı çok iste de geride bıraktığı günlerin etkisindeydi hala. Oldukça zor günler geçirmişti. Evde bir dolu eksik gün geçtikçe artıyor ama elinden bir şey gelmiyordu. Şimdi ise tam evin eksiklerini giderip rahatlayacağım derken nerden çıkmıştı bu çanta? Nermin’in mantığı ve duyguları savaşıyor, her ikisi de kazanmaya çalışıyordu… Nermin zihninde bir dolu soru ve çatışma ile çanta ile karşı karşıya kalmıştı…

"Hayır!" dedi kendi kendine… "Yine aynı hatayı yapıyorum… Her seferinde borçlarımı büyütüyorum. Neden vazgeçemiyorum ki şu tüketim isteğinden? Hayır bir de alıyorsun o anki hisse kapılıp… Sonra hiçbir şey kalmıyor elimde… Ne mutlu olabiliyorum ne işime yarıyor." Gözü kapıdaki kediye ilişti. Mama kabında fazlasıyla mama olmasına rağmen ihtiyacı olanı kadar yiyip oradan ayırılıyordu… "Şu anda bir dolu çantam varken, daha onların tadını çıkarmamışken bunu yapmamalıyım…"

İnsanoğlu bin bir çeşit isteği olan bir canlı ki bu istekleri, insanı harekete geçiren sebeptir. Susamayan insan, suya ulaşmak için hiç hareket eder mi? İsteği olmayan insanda hareket etmez. Bu yüzden insanın isteklerinin olması iyi bir şeydir, eğer insan isteklerini yönetebilirse... Ne zaman istekleri insanı yönetmeye başlarsa o zaman sıkıntılar meydana gelmeye başlar. Çünkü insan ister; hayrı da şerri de faydayı da zararı da, hazzı da acıyı da... Mesele insanın neyi istediğidir...

Nermin de herkes gibi aldıkça doyuma erişeceğini zannediyordu ama gerçek şuydu ki; hiçbir istek insanı doyuma eriştiremezdi. Keşke insanoğlu bunu ilk başta anlayabilseydi. İsteklerinin kölesi olurken bir yanda çoğalan ve ertelenen gerçek ihtiyaçlarının farkına varabilseydi… Keşke her şey ilk atıldığında anlaşılabilseydi. İnsan, gerçek ihtiyacının gerçeği bilmek olduğunu keşke bilebilseydi…

 

 


 

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

1 Ekim 2024 Salı

SAKINMASAM OLMAZ MI?

Evvet, işte yılın o zamanı geldi…

Her eylül ayında olduğu gibi “Bu sefer kesin kararlıyım, hadi bakalım kolları sıvıyoruz ve bu işi bitiriyoruz! diye düşünmüştü Su…

Yeni kararlar, yeni hedefler ve yeni umutlar… Liste mi? Liste çoktan hazırdı;

1- Spora başlıyorum.

2- Tabi ki zayıflıyorum:)

2- Yeni projeler üretiyorum.

3- Uzuuuuun zamandır ertelediğim dil kursuna başlıyorum.

4- Düzenli olarak evi temizliyorum.

5- ….

6- …

7- …

Yapmam  gerekenleri yapıyorum ama ne oluyor da bir yerden sonra olmuyor, bu defa farklı olmalı!” düşünceleriyle yürümeye devam etti…

Kendisini başarılı bulduğu zamanları düşündü ve neler yaptığını anımsamaya çalıştı. Daha az uyuyor, daha az sosyalleşiyor, daha az tüketiyordu… Kendisi için büyük fedakârlıklardı doğrusu.

Bu sefer yaptıklarım beni başarıya götürecek, bu sefer olacak kızım yapacaksın sen bu işi.  Sen neler yaptın bu güne kadar, inanılmaz bir organizasyon becerin var, ne etkinlikler organize ettin, bunları mı yapamayacaksın?” diye kendini motive ediyordu. Su, yapacaklarına konsantre olmaya çalışırken aslında asıl sorması gereken soruyu kaçırıyordu.

Bu hayatta insanın sadece yapması gerekenlere odaklanması yeterli olur mu?

Yoksa hedefi için sakınması gereken şeyler de var mıdır?

Güzel hedefler belirlemişken, yapmakla ilgili motivasyonum da varken ne oluyor da devamını getiremiyorum? Yapıyorum yapıyorum olmuyor, hayatımdaki bu tıkanıklığın sebebi neBir türlü anlayamıyorum!” diye düşünür bazen insan. Esnekliğe sahip değilse de aynı yöntemlerle farklı sonuçlar bekler durur. Daha da zorlandığı yerde listedeki sıralamayı bozup, bir sonraki adıma geçmek ister. Aslında yöntem değiştirerek başarabilecekken, hedefinden vazgeçip tavizler verir. Başarıya giden yolda disiplinini kaybeder. Ve sonuçta söylediği cümle; ”Bir sonraki pazartesi kesin olacak bu iş:)” Ve bir türlü gelmeyen o pazartesiler…

Oysa her insanın yapması gerekenler olduğu gibi sakınması gerekenler de vardır. Sadece hedefi için yorulması yetmez bir de uzak durması gerekenler vardır… 

Spor yapayım ama diyet yapmayayım, nasıl olmuyorsa hayatından oyalayıcıları çıkartmadan başarılı olamaz insan. Tıkandığı, hamlelerinin bittiği noktalarda artık daha fazla bir şey yapmaya ihtiyaç yoktur. O an sahnede yerini alması gereken yapmaması gerekenlerdir… 

İnsanlar ise çoğunlukla zor olandan kaçmaya eğilimi olduğu için, sakınmasam olmaz mı yönünde soruları olur... Ancak insanı yaptıklarından çok sakındıkları o çıkmazdan kurtarır. İnsan gerçeği anlayınca da sakınmasam olmaz mı sorusu yerine, sakınmada usta olmanın yollarını arar hale gelir :)


 


 

Okumaya Devam Et

12 Eylül 2024 Perşembe

İŞTE BİZ O GÜN ÜRETECEĞİZ

Elif metropol bir şehirde doğmuş ve büyümüştü. Ancak çocukluk döneminde yaz tatillerini ninesinin yanında köyde geçirmişti. Köydeki hayat onun için hem öğretici hem eğlenceliydi. Zaman geçtikçe okul ve iş derken şehre hapsolmuş, köyünden uzak kalmıştı.

Şehir hayatı Elif için adapte olması kolay bir hayattı. Şehirde her şeyin hazırı ve kolayı mevcuttu. Ninesi gibi şifalı otları tanımasına, sütü sağmasına, ateş yakmasına gerek yoktu. İhtiyacı olan her şeyi tıklayarak evinin önüne getirtebiliyordu. İsteklerine ulaşması gitgide kolaylaşıyordu Elif’in; fakat bu durum onu mutluluktan da uzaklaştırıyordu.

Ninesi yoğurt yapmak için sütü sağar, kaynatır, mayalar; hazırına kaçmaz, tüketeceğini de üreterek elde ederdi. Elif ise bir tıkla kapısında bulurdu yoğurdunu. Eskiden Elif ninesinin bu haline üzülür; ‘‘Ne uğraşıyorsun nineciğim? Bu kadar uğraşmaya değer mi? Hazırı var, yorma kendini.’’ derdi. Çünkü Elif tüketimin kolaylığını tatmış, üretimin zevkinden uzak kalmıştı. Tükettikçe tüketiyor; sadece ihtiyaçları için değil istekleri için de tüketiyordu. Ancak tükettikçe tükendiğini de fark ediyordu. Ninesi ona; Kolay olan caziptir ama insan emeğiyle mutlu oluyor. derdi...

İnsanoğlu rahata ereyim diye kısayoldan tükettiği şeylerin zararını bir bilse... Her kolaylık bir zorlukla beraber gelir. Eskiden hayat bu kadar kolay değildi ama insanlar bu kadar mutsuz da değildi. Hayatımızı kolaylaştıran her şey bir problem oluşturmaya başlıyor. İşin içinden çıkamayan insan problemi üretenin çözümüne başvuruyor! Çünkü insan seçeneksiz kaldı mı kendini tek seçeneğe mecbur hissediyor.

İşin kötüsü de bu; tüketimin insanın iradesini tüketmesi. Tükettikçe tükeniyor insan, tükettikçe de tükettiklerinden vazgeçemiyor. Bir bağımlı gibi davranmaya başlıyor. Ne elindeki marka kahvesini bırakabiliyor ne de giydiği markadan vazgeçebiliyor. 

İnsan seçim hakkına sahip değil miydi?

Ne oldu da kendini bu kadar köleleştirdi?

Çok basit bir tüketiminden bile vazgeçemeyen insan nasıl büyük bir adım atabilir ki?

Bu kişi nasıl fedakâr olabilir?

Nasıl kendisi için, insanlık için, adalet için mücadele verebilir?

Mücadelesi olmayan insan nasıl mutlu olabilir?

Elif ninesinin zorlu ama huzurlu hayatını hatırladı. Her zorluk beraberinde bir kolaylığı getirir. Şimdi anlıyordu insanın mutlu bir hayata nasıl sahip olacağını. Her şey emek ister, mutluluk da ancak emekle elde edilir…





Okumaya Devam Et