GAZA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GAZA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2024 Salı

BİR KÜÇÜK HAYAT MESELESİ -V-


Merhaba sevgili, canım günlüğüm. Hayatın gerçeklerini öğrenme maceramda yanımda olan yoldaşım, güzel günlüğüm.

Nasılsın?

Beni soracak olursan çok daha iyiyim. Bu son yaşanan acı olaylara rağmen, hüznümün yerini bir ümit aldı. Hüznümü, kederimi bir nebze kenara koydum ve “Ben ne yapabilirim?” diyerek onu düşünmeye başladım. Eee, durduğum yerde üzülerek bir katkı sağlayamam oradaki kardeşlerime değil mi? Artık harekete geçme vakti… 

Neler mi yapıyorum?

Öncelikle tarafımı belli ediyorum. Gittiğim yerlerde, sosyal medyada hep GAZZE hakkında konuşuyorum. Arkadaşlarımla buluşmalarımda, akraba ziyaretlerinde hep GAZZE konusunu açıyorum. Konu başka yere çevrilse bile bir şekilde tekrar GAZZE konusuna getiriyorum. Gündemimi olabildiğince onun üzerinde yoğunlaştırıyorum. En azından insanlara hatırlatıcı görevi üstlendim.

Sonrasında tabi ki tarafımı belli ederken zalimi destekleyecek herhangi durumlara girmedim. Mesela karşı tarafı destekleyenlere de tepkimi belli ederek gündem yaptım. Zulmeden tarafı tutan taraftarların kim olduklarını da bilmek önemli… Düşmanımın dostu benim de düşmanım neticede. Dolayısıyla zalime destek veren firmalardan alışveriş yapmıyorum. “Kim düşmanımın dostu?” Bunu iyice araştırdım. “Kim dostumun dostu?” onu da iyice araştırdım. Zalimi destekleyenleri BOYKOT etmek çok önemli.

“Benim almamamla ne olur?” diye düşünen insanlar var. Olur mu öyle şey! Çok şey olur. Benim nerede payım var, bu çok önemli bir konu. Nasıl ki düğünler olduğunda yeni evlenenlere katkı sağlamak için, onların mutluluklarını desteklemek için, o kurulan yuvada bir payın olması için takı takarlar. Aynı şekilde zalime maddi- manevi anlamda destek sağlayanlardan alışveriş yaparak, zalimin zulmünde bir payımızın olmaması çok önemli. Ben mesela adımın güzel yerlerde geçmesini isterim. “Ne güzel şeyler yaptı Zehra. İnsanlara faydası olan bir kızdı.” olarak anılmak isterim. Bunun için de doğru ve güzel eylemlerde bulunmam gerekir. İşte boykot etmek de böyle bir şey. Ben, hangi çorbaya tuz katıyorum, onu seçiyorum. Şifa olan çorbaya mı, yoksa zehir olan bir çorbaya mı?

“Duyarlılık insana yakışan bir takıdır” sevgili günlük. Biz kendimizi güzelleştirmek için takılar takarız. Küpe, kolye, bileklik, saat… Ama insanı en çok da güzelleştiren şey davranışlarının güzelliğidir. Ve duyarlı olmak, sadece kendi ihtiyacı olan; lekeleri çıkartan deterjanı almak yerine ”‘O deterjanı alırsam bundan dolayı canından olan insanlar olur.” diye düşünerek temiz çamaşırlardan vazgeçmek bir duyarlılıktır, bir hassasiyettir. “Bir boykot binlerce hayat kurtarır” sevgili günlük. Benim vazgeçtiğim tek bir ürün (kola, deterjan, cips, diş macunu, kıyafet, kahve markaları) binlerce insana gidecek bomba, füze gibi silahlara yatırım olmamasını sağlayacak.

Yani demem o ki; biz elimizde silahla zalimle savaşamayız ama onların silahlarını finanse eden kaynakla ilişiğimizi keserek o firmaları iflas olma eşiğine getirebiliriz. Kim bilir belki bizim bu küçük görülen boykot o firmaların sonunu getirir ve nihayetinde batarlar ve zalimin de destek görecek dayanağı kalmaz.



Eeee, ne de olsa “Bize boykot yakışır.”

Bu günlüğü okuyan güzel insanlar size bir mesajım var;


Haydi Türkiye!

Hedef;

Alırken de, satarken de

İsrail’i boykotta

İlk sırada olan ülkelerden olmak…

                             


                    

Okumaya Devam Et

11 Mart 2024 Pazartesi

KORKTUN MU?

Korktun mu?


Her insan korkar,
Bazısı zamanının çoğunda korkar,
Bazısı korkusuz görünür, içinden korkar.
Bazısı korktuğu için korkutur,
Korktuğu anlaşılmayacak sanır.
 
Neden korkar insan?
Terk edilmekten,
Fakirlikten,
Açlıktan,
Ölmekten,
Kaybetmekten,
Kaybolmaktan,
Yalnızlıktan,
Hasta olmaktan, yaralanmaktan,
Acıdan,
İnsandan…
 
Korku insana ne yapar?
Kalbi çarpar,
İçini darlar,
Bazen sinir yapar,
Etrafına çatar.
Bazen uyku yapar,
Hissetmemek için…
Bazen etrafındakiler daha çok korkar,
O korkusunu saklar.
Bazen ellerini açar,
Rabbinden yardım umar.
 
Her insan korkar.
İnsanların çoğu, korktuğunda Rabbini hatırlar,
Korku geçtiğinde hayatına dalar.
 
Her insan korkar.
Ama bazı insanlar vardır,
Kendi korkusundan çıkar,
Başkasının korkusuna çare arar.
O korkmasın diye,
Kendi korkularını bir kenara atar.
 
Her insan korkar.
Bu korku nihayetinde iki yere varır,
Ya korka korka, korkakça yaşar,
Ya da korkmasına rağmen
Cesaretle  yaşar.
 
Eğer korkusu doğru yerdeyse…
Bu dünyada korkusuz yaşar.

                                                                          


Okumaya Devam Et

9 Mart 2024 Cumartesi

HER GÜÇLÜNÜN ÜZERİNDE DAHA GÜÇLÜ BİRİ VARDIR

Her güçlünün üstünde bir güçlü vardır

“Günün birinde ormanda bir tilki varmış” diye başladı hikâyeye Ezgi. Kızı Meryem ise hikâye dinlemeyi çok sevdiği için uykusu da olsa gözleri annesinin üzerinde, kulaklarını açmış dinliyordu.

-“Bu tilki, ormandaki diğer hayvanları rahatsız ediyormuş… Köstebeklerin yuvalarına gidip evi gibi davranıyor, kendi hakkı olduğunu söyleyerek ormandaki dereden diğer hayvanların su içmesine engel oluyormuş. Ağaçlardaki meyvelerin çoğunu toplayıp biriktiriyor ve azını diğer hayvanlara bırakıyormuş. Diğer hayvanlar yeterince beslenemiyor ve bundan rahatsız oluyorlarmış.  Hatta karıncaların stok için topladıklarını da ellerinden alıyormuş…”

“Ama bu haksızlık!” dedi Meryem annesinin sözünü keserek. “Bu tilkiyi hiç sevmedim. Ormanı paylaşmamayı bırak, başkalarının hakkını da alıyor. Okulda Mertcan da öyle yapıyor ve öğretmenimiz ceza veriyor. Bu tilkiye de ceza verilmeli değil mi anne?”  
- “Evet kızım haklısın, bu adaletli olurdu.” 

Kızının öyküdeki tilkiyi Mertcan’ın davranışına benzeterek yaptığını reddetmesi, Ezgiyi gururlandırmıştı. Bu benzetme gibi kendisi de tilkiyi zalim bir halka benzetti. İnsanları kendi emekleri ile yaptıkları evlerden kovan bir halk. Bununla yetinmeyip canlarını da alan, oyun oynayarak yaşaması gereken çocukları dünyadan koparan bir halk. Öyle bir halk ki; masumları yaralamakla kalmayıp hastanelerini de yok eden, sınır ülkeleri tehdit edip yardım almasını engelleyen. İnsanlarla, kedinin fareyle oynaması gibi oynayan bir halk. Bazı çocuklar vardır, ağlar “ben bu oyuncağı istiyorummmm. Banane alın bana onuuu.” Ve oyuncağı alınca dilediği gibi oynar. Oyuncağı bozar, oyuncağı yıkar, onun saçlarını keser. Oyuncak çöpe atılası hale gelir… Bu halk de aynı böyleydi işte… 

Ezgi daldığı yerden çıkıp devam etti hikâyeye. 
“Sonunda bütün orman toplanmış, bir çözüm yolu düşünmüşler. İçlerinden biri çıkıp şöyle demiş; 
- Yandaki köyün ormanında çok güçlü ve adaletli bir aslan kral var. Ona anlatalım her şeyi. O bize yardımcı olur.
Herkes bu fikre bayılmış ve aralarında oraya en hızlı ve görünmeden gidebilecek güvercini seçmişler. Ağzında barışı temsil eden zeytin dalı ile gidip, Aslan Krala her şeyi anlatmış. Aslan Kral hiddetlenmiş ve tilkiye patisinin damgası bulunan bir mektup göndermiş:  
-Senin hakkın olmayan ormanda dilediğince yaşadığını duydum. Bizim ormana da gel de yaşa bakalım. 
Ve tilki buna cesaret edememiş ama anlamış mesajı. Eğer devam ederse ve Aslan Kral bunu duyarsa, benim sonumu getirebilir diye düşünmüş. Ve tilki artık orman halkını rahatsız etmemiş…”

“Yaşasınnnn… Oh be mutlu son oldu annecim” dedi Meryem sevinçle. Ve neşeli bir şekilde uykuya daldı. Ezgi “Ah keşke o halk için de öyle olsa” diye düşündü. “Onlar da cezalarını alsa ve zulüm gören halk kurtulsa…”
 
Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki, bir olumsuz davranış karşılığındaki olumsuz sonuç, gecikerek gelir. 

Ezgi bu gerçeği çok iyi biliyordu. Eğer bir şey gecikiyorsa o çok daha büyük bir şekilde gelecek. Onlar çok büyük azapla cezalandırılacak… Güveniyordu Ezgi, en büyük olana. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayana inanıyordu. Emindi… Bu öykü nasıl bittiyse, o orman halkı nasıl artık mutluysa zulme uğrayanlar da feraha erecekti… Emindi… Çünkü hiçbir zaman hiçbir şey zalimin yanına kalmadı. Mazlumun, masumun hakkını almadan tamamlanmadı öykü… Bu öyküde de mazlumlar, masumların gönlü alınacak… Emindi…

Annesinin sürekli söylediği bir söz vardı hatırında;
-“Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”  Herhangi bir sıkıntıda annesi tekrarlardı bu cümleyi. Ve sonunda sıkıntı çözüldüğünde de, “Her güçlünün üstünde bir güç vardır” deyip şükrederdi o güce. Ezgi’de annesi gibi yapıyordu. Bu yüzden çok emindi, mazlumun acısının zalimin yanında kâr kalmayacağına… 

Çünkü her güçlünün üstünde bir güçlü vardı…






Okumaya Devam Et

8 Aralık 2023 Cuma

NE L’AS-TU PAS RECONNU ?

NE L’AS-TU PAS RECONNU ?

Il y a diverses douleurs sur terre, qui mettent les gens en difficulté, qui les blessent...

Or, celle-ci, ne ressemblait à aucune d'entre elles. 

Ni à la douleur d'un enfant qui pleure parce qu'il est tombé en courant, 

Ni au chagrin d'un homme qui apprend que sa femme est malade, 

Ni au désespoir d'un employé injustement licencié... 

Tout cela est également douloureux, mais là, il s'agissait de quelque chose d'autre...

Il s’avère donc qu’il y a des intensités de douleur.

 

Avez-vous déjà vu quelqu’un manifester d’une grande douleur et d’une grande satisfaction à la fois ?

 

Avez-vous déjà connu un homme, un grand-père, qui, en train de résister contre son ennemi,

A pris sa petite-fille assassinée, dans ses bras, l'a serré fort, l'a senti,

L'a embrassé sur ses yeux à travers lesquels il a vu le paradis,

Et qui, en même temps, remerciait son Seigneur ?

L’avez-vous connu?

Moi je l’ai connu...

J'ai connu un homme héroïque dont je ne connaissais pas le nom, mais dont son acceptation m'a touché le cœur.

Son visage devant mes yeux...

Son sourire s'est dessiné minutieusement dans mon esprit 

C'était l'innocence qu'il portait dans ses bras...

Elle avait peut-être quatre ans.

Elle était sans péché

Mais avant d'être tué, elle a vu de ses petits yeux quels énormes péchés pouvaient être commis sur terre

Et peu après, quand les anges l'ont pris, elle a vu la bonté du ciel.

Cette limite de l'inconnaissable...

Avant et derrière le rideau...

Ceux sur la scène ainsi que le public 

Ceux qui sont applaudis et ceux qui sont maudits

Tout cela n'était qu'un choix, et le véritable mérite était caché juste derrière le rideau.

Cet homme avait humé et embrassé cette réalité qui est de l'autre côté, dont il ne peut voir mais en laquelle il croit...

 

C'était le corps inerte de sa petite-fille qu'il tenait dans ses bras, 

Celle-ci qui est vivante et heureuse de l’autre côté…

Tels les lacs gelés avec une épaisse couche de glace au-dessus mais où se trouve de l'eau là dessous 

Ce lac dont tu penses être totalement gelé quand tu le regarde…

 

Et qu’en est-il du représentant du camp adverse sur la scène ?

 

Quel être humain aurait pu être autant dérouté, au point de perdre le contrôle ?

Et personne ne pouvait lui dire quoi que ce soit ?

Qui était cette personne ?

Ne l’as-tu pas reconnu ?

 

 

Quelle communauté irait jusqu'à l'extrême et deviendrait narcissique,

Au point de penser détenir du droit de vivre de ceux qui n'étaient pas des siens ?

Qui était cette communauté ?

Qui la guidait ?

Celle-ci qui justifiait à son propre ego le fait de tuer même des bébés ?

Ne l’as-tu pas reconnu ?

 

C'était une fausse promesse et une fausse haine qu'ils transmettaient de génération en génération...

 

Quand a-t-on vu, sur terre, des oppresseurs en tirer bénéfices ?

 

Le tient n'est pas une oppression mais un droit, c’est bien cela ?

Tu te bats donc pour qu'une VÉRITÉ soit révélée, c’est bien cela ?

 

Alors, si c'est la vérité, pourquoi cette communauté, pour laquelle "regretter et se repentir" est une condition indispensable de son mode de vie, ne se rend-elle pas compte de son erreur afin de faire demi-tour ?

Parce que ce n'est pas eux qui commettent l’erreur, c'est toi !

 

Pourquoi aucun d'entre eux ne se repent-il pas et ne regagne-t-il pas la foi ?

Parce qu'ils sont déjà croyants...

 

Vous, vous êtes triste lorsque vos soldats sont tués. 

Eux, ils se réjouissent. 

Qui donc est sur la scène pour le SEIGNEUR ?

Qui donc se soucie vraiment du sacré, non pas pour son ego, mais pour le SEIGNEUR ?

 

Dans une histoire où même les enfants jouent au "martyr" et malgré le manque de moyens,

qui continu à lutter ?

 

Pourquoi se multiplient-ils partout alors que tu les extermines ?

Pourquoi continuent-ils d'exister pendant que celui qui devrait disparaître disparait ?

Qui les soutient ?

De quel côté penses-tu que le SEIGNEUR se trouve ?

 

Ou bien, as-tu pensé que tu pouvais vaincre le SEIGNEUR ?

Ou penses-tu que le SEIGNEUR changerait ses propres lois ?

 

Tu n'es qu'un ego déchaîné, aveuglé par son illusion.

Et comme toute âme qui a choisi de dépasser la limite dans son déchaînement, tu attends ta propre destruction...

 

Ne l’as-tu pas reconnu ?





Okumaya Devam Et