
Yarı yıl tatili sonrası ilk pazartesi, bir kış sabahıydı. Öğretmen hanım da öğrenciler gibi okula yetişmeye çalışıyordu. Kendini bildi bileli zaman problemi vardı. Ya çok erken gelir ya geç kalırdı.
Okula vardığında dersin başlamasına üç dakika ya var ya yoktu. Topuklu ayakkabıyla koşmak da zordu ama kendini bildi bileli görünümüne önem verirdi. Sınıfa girdiğinde öğrenciler de yerini almıştı. Biraz tatil sohbetinin ardından derse geçti. Matematik, herkesin zorlandığı ama onun hep en sevdiği ders olmuştu, şimdi de öğretmeniliğini yapıyordu. Özellikle geometri en sevdiği kısımdı. Şekiller üzerinde bulmaca gibi gelirdi ona. Öğrencilerine anlatırken de öyle anlatıyordu. Öğrencileri de onun kadar keyif alsın istiyordu.
“Ben keyif almazsam onlar da keyif almaz, ee keyif almadan öğrenilir mi?”
Kendini kaptırmış dersini anlatırken arkadan gelen bir sesle durdu;
“Öğretmeniim biraz yavaşlar mısınız yetişemiyoruum.”
Öğretmen hanım bunu sık sık duyardı. Kendini bildi bileli engelleyemediği bir özelliğiydi. Hızlı yürür, hızlı konuşur, hızlı düşünürdü. Bu en çok ders anlatırken problem oluyordu. Ona yetişemeyen öğrencilerin sayısı az değildi. Yavaşlamaya çalışıyordu ama bazen de içinden keşke onlar da biraz hızlansa diye geçirirdi.
Ders, öğretmen hanımın yavaşlama çalışmaları ile öğrencilerin yetişme çabaları arasında geçti.
İnsanın kendimi bildim bileli dediği özellikleri, hayatın bazı yerlerinde avantaj olurken bazı yerlerinde onu zorlar. Bazen çevresini de zorlar. Çünkü çoğunlukla onu zorlayanlar karşısına çıkar.
- “Bunda kızacak ne vardı ki sadece şaka yapmıştım!”
- “Alt tarafı biraz geç kaldım. Ben hiç problem etmiyorum böyle şeyleri, o niye bu kadar kızdı şimdi?”
- “Ben görünce çok beğendim dedim kesin o da beğenir, ama öyle olmadı.”
Her insan kendini bilmeye meyillidir, pek azı gerçekten bilir. Davranışlarının sebebini, huyunu, karakterini, mizacını…
Ve dolayısıyla pek az insan karşısındakini bilir.
Kim Kimdir İnsan Tanıma Sanatları semineri de işte tam bunun içindir :)

