PAYLAŞMAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PAYLAŞMAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2025 Salı

SADECE GERÇEK

Deneyimsel Tasarım Öğretisi

"Ama ben bunları toplamak zorunda mıyım anneeee…’’ diye şımarıklık yaptı Defne.

"Evet çünkü senin oyuncakların onlar ve kaybolmasın istiyorsan toplamalısın, tekrar oynayabilmek için. Zaten onlara sahip çıkmalısın çünkü bu kadar oyuncağın olduğu için çok şanslısın!’’ dedi Zeynep.

Bunu dedikten hemen sonra sosyal medyaya baktı. Ana sayfasına battaniyesine kardeşini koymuş hastanedeki çocukların şehitçilik oyunu düştü. Kafasını kaldırıp gözlerini oyuncaklarını topladığı için deviren kızına baktı, tüyleri diken diken oldu, kanı çekildi eli kolu kalkmadı. Gözünü tekrar telefona çevirdiğinde kapatamadı ve aynı video tekrar tekrar döndü… 

"Bir çocuk bırak oyuncakla oynamayı, biz askerlerimizin şehit olmasına dayanamazken küçük bir kız kardeşinin şehitliğini mi oynuyor? Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir dünyaya bakış, bu yaşta ne yapmış olmalısın bunu normalleştirmek hatta övünebilmek için? Nasıl bir ailen var, nasıl bir toplumda büyüdün? Neler yüklenmiş olmalı ki sana bir yetişkinin yüreğinin kaldıramadığına sen şükür sebebi olarak bakarsın? Aklım almıyor!

Biz çocuğumuz bileğini burktu diye anne baba dakikalarca sarılıp telkin etmeye çalışıyoruz, bizim kız daha da zırlayarak ağlıyor. Sus kızım millet bir şey yaptık zannedecek. Oradaki ise benim kızımdan küçük yaşta ama kucağındaki kardeşinin gözlerini kapatıyor üç yaşındaki kardeşi görmesin bomba düştüğünü diye. Bir dakika aynı dünyada yaşıyor olamayız aslında aynı dünyayı yaşıyor olamayız… Arkasını toplayamayan kızım kendini kurtaramaz bir bomba düşse, değil ki yanındaki başka bir çocuğu korumaya çalışsın. Bu dünyada bir gariplik var, dünyayı herkes farklı yaşıyor olmalı. Bu nasıl bir kodlama ki sen sana söylenmeyeni o yaşta yapabiliyorsun, nasıl akıl ediyorsun. Bir insan başkasını ne zaman düşünmeye başlar ve nasıl düşünmeye başlar. Kim başkasının yükünü almaya gönüllü olur hem de bu kadar ölüm tehlikesi varken etrafında. Her an yanına düşen bir bomba ile hayatı bitebilir. Ama o ihtimaller içinde yüzün güler, yıkıntılar içinde oyun oynarsın..." 

Düşüncelerle beyni yoruldu Zeynep’in…

"Biz bir şeyleri ya kendimiz de bilmiyoruz ya da yanlış yapıyoruz. Çünkü dört tarafımızda savaş varken ve bize gelmesi de bu kadar muhtemelen ben ne kendime ne kızıma… Hatta dur ya güvenirim sandığım insanların bile arkasına bakmadan gideceğini biliyorum… Offff bir anda kıyaslayınca ne kadar sefil olduğumuzu hissettim. Güçlü görünen ama zayıf… Gerçek güç neydi peki?  Zorlukta ne olursa olsun sahnene devam edebilmekti, koşullar çok kötüye de gitse sen bu gücü nereden bulabilirsin? Tek başınayken, tanıdıkların ölmüşken, ailen kayıpken, eşin kampa kaçırılmışken. Teksin, her yer sen ve senden daha aciz insanlar dolu, her yer yıkık dökük virane ve sen yola devam edeceksin. Neye dayanırdın?" 

Hayal etti Zeynep kendini savaş meydanında... 

"Bugün bunlar olana kadar bir hayatım vardı ve ben bu dünyaya getirildim, hayatıma insanlar verildi, hiç var olmayacağını düşündüğüm, imkanlar, insanlar, olaylar geldi hayatıma. Ve şimdi yoklar. Ben gelirken de bunların var olacağını bilmiyordum, bunları bir yaradan var, benim için ve bu dünyada yaşayan, yaşamış diğer herkes için. Tekrar tekrar dünyaya gelen insanlar, tekrar şekilde yaratılıp yenilenen bir doğa.. Tarih boyunca bu gördüğüm gibi savaşlar oldu, insanlar doğdu ve öldüler, tahrip olan doğa tekrar yeşerdi, hayvanlar tekrar çoğaldı ve şehirler tekrar kuruldu. Benim gibi milyarlarca insan yaşadı bu dünyada gelip geçtiler. Ve benim gibi bu zorluklara da şahitlik eden oldu. Onların da ömürleri bitti, mutlulukla, üzüntüyle ama tüm hediyeleriyle verilen bir ödül yaşam. O ana ömrüm eğer her an bitebilecekse yanlış yaptığım yapamadığım neler var daha neler yapabilirdim bu hayatı doğru yaşamak için..." diye bir kaygı düştü içine. 

"Hayatımın çoğunu neyle geçirdim ben… İnsanlara takıldım, kızdım, üzüldüm onların tepkileriyle iş değiştirdim, ilişki bitirdim. Seçimler yaptım. Ve o insanlar yoklar, gelip geçtiler ve ben yaşamaya devam ettim. Ev alacağım araba alacağım ve toplamaya bile üşeneceği oyuncakları almak için ne kadar emek verildiğini bilmeyen ve bu gidişatı belki de hiç bilmeyecek kızıma o oyuncakları alabilmek için beyaz yaka bir iş için yedi yaşından yirmi dört yaşına kadar okudum, o günden beri de hep daha fazla kazanmak için çalışıyorum. Peki ne için, bir bomba düşse elimden alınabilecek veya bir deprem olsa hiçbirisi bana kalmayabilir ihtimali olan insanlar ve imkanlar için! 

Deneyimsel Tasarım Öğretisi

Bunları bana veren var, bana ve hepimize ayrı ayrı öykülerinde bunları veren bunları bir dizayn eden var. Bana bu yaşamı veren var, verme gücü O’nda olduğu gibi alma kudreti de olan… Ben kime oynadım bugüne kadar, bana bunları veren varken neleri kimleri takıp neyi önemsedim kime yaranmaya çalıştım? Kaynağın sahibinden başka herkese vaktimi ayırdım, arada bir şükrettim bir şeyi çok istediğim şeyler olduğunda dua ettim ne olur ALLAH’ım diye... ama gerçekten her şeyim kimden geldiğine kafa yormadım, bana verilen, gelmiş geçmiş her şey Yaradan’ın… 

Anlıyorum sizi Filistin'liler, her şey O’nunsa eğer, başıma ne gelirse  gelsin kurtaracak olan da O, beni almak istiyorsa alacak olan da O, yani teksin ama yalnız değilsin… Gücün kaynağı kimdeyse ve sen samimiyetle her şeyin O’nun olduğuna inandığında teslim olman ve o gücü içinden bulman mümkün.

Delilik değil, şaşılası değil… 

Sadece gerçekliğin ta kendisi…"






Okumaya Devam Et

18 Ocak 2025 Cumartesi

PAYLAŞMANIN BEREKETİ

Paylaşmanın Bereketi

Eylül ayının sonlarında bir Cumartesi günüydü. Yazın bunaltıcı sıcakları artık gitmiş, şehirde beton yığınları arasında hava daha nefes alınabilir hale gelmişti. Ağaçlarda sararan yapraklarıyla şehir sonbaharı yaşamaya başlamıştı. Mutfağın açık penceresinden yeni yağmurun o sakinleştirici sesi geliyordu. Bir yandan da yemek kokularının arasına karışan mis gibi yağmurda ıslanan toprak kokusu… 

Mutfakta evin gencecik hanımı Leyla, hummalı bir şekilde yemek yapıyordu. Önemli misafirleri vardı. Eşinin dayısı ve ailesi ilk defa evlerine geleceklerdi.  Leyla, Ömer ile evleneli henüz üç ay olmuştu. Yeni evli çifti tüm akrabalar ve arkadaşlar evlerinde ziyarete gelmeye başlamıştı. Yemek yapmakta usta sayılmazdı Leyla ama üniversitedeyken ve bekar yaşadığı zamanlar hep kendine ufak tefek yemekler yapardı. Evlendikten sonra da dışarıdan sipariş etmek yerine, evde kendisi yemek hazırlama gayret ediyordu. Her gün işten geldiğinde basit de olsa evde yiyecekleri ufak, lezzetli sofralar kurmaya çalışıyordu. Bugün de gayreti misafirleri içindi. Yaptığı yemekleri beğensinler istiyordu. Sabah kahvaltıdan sonra hemen hazırlıklarına başlamıştı. Tüm yemeklerini sırayla, özenle yapmış, ana yemek ve pilav soğumasın diye onları en sona bırakmış, ayrıntılı düşünmüştü. 

Ana yemeği fırına verdi, pilavı yapıp dinlenmeye bıraktı ve sofrayı özenle hazırlamaya başladı. Kayınvalidesinin yaptırdığı işlemeli masa örtüsünü serdi. Evlenirken çok beğenerek aldıkları porselen yemek takımlarını masanın üzerine yerleştirdi. Memnuniyetle baktı güzel sofrasına. “Biraz oturup dinlenmeyi hak ettim...” derken kapı çaldı. Eşi elinde tazecik mis kokulu ekmeklerle içeri girdi;

 - Aşkım benim, dışarıdayken dayımlar aradı.  Teyzemler de gelmek istemiş, beraber geliyorlarmış. 

Teyzeler de mi geliyormuş? Ne kadar da kolay söylemişti Ömer. Bir an hiçbir şey söyleyemeden kalakaldı Leyla. Ömer’e göre çok kolaydı her şey. Böyle son dakika planlara, son dakika organizasyonlar onun normaliydi zaten. 

- Hayatım, bütün hazırlıklarımı dört misafire göre yaptım. Şimdi yedi kişiyi nasıl ağırlayacağım? Yemekler yetmeyecek. Son dakika yemek de yapamam. Şimdi bu son dakika mı haber verilir? 

- Canım ne olacak? Üç kişi daha gelecek sadece. Senin yaptığın hazırlıklar yeter de artar bile. İstersen börek falan alırız dışarıdan? Sen telaş yapma hiç. Onlar anlayışlı insanlar. 

Ama Leyla insanların anlayış göstereceği bir duruma düşmek istemiyordu ki… 

- Keşke önceden haber verselerdi. Böyle son dakika plan değişikliklerinden hiç hoşlanmam biliyorsun. 

Yağmur hızlanmıştı. Damlaların cama vurma sesleri ile biraz dikkati dağıldı. 

- Ben en iyisi biraz hava alayım sakinleşeyim. 

Pencerenin yanına gitti. Dışarıyı izlemeye başladı. 

Bir buluşmayı güzel kılan neydi? Lezzetli yemekler yemek mi? Karnımızın tıka basa doyması mı? Çeşit çeşit ve süslü yemeklerin olması mı? Mükemmel düzende kurulmuş güzel bir sofra mı? Yoksa ev sahibinin güler yüzü ve samimiyeti mi? İçtenlikle misafirini ağırlaması mı?  

Gittiği misafirlikleri düşündü. Sofradaki yiyecekler az çeşit de olsa, basit de olsa çok keyifli yediği zamanlar olurdu. Küçükken anneannesine gittiklerinde yer sofrasında ortak tabakta yedikleri etli pilavlar, çorbalar, turşular, ayranlar…  Bir yaz tatilinde babasının eski arkadaşını ziyaret ettiklerinde, ev sahibinin yemek yemeden bırakmayıp hazırladığı öğleden sonra kahvaltısı... O sade sofra,  hızlıca hazırlanan lezzetli börekler, domatesler, biberler ve çaylar...

O lezzet, herkesin karnını mutlulukla doyuran o bereket nereden geliyordu? Paylaşmaktan diye düşündü. Paylaşmaktı sofraları bereketli kılan.   O lezzet, o bereket cömertçe paylaşmaktan geliyordu. Elindeki çok olsa da, az olsa da paylaşmak...

Paylaşmanın bereketi

Küçükken komşularının kızı evine gelir ve oynarlardı. Yemek saati geldiğinde de annesi babası arkadaşını evine gönderirlerdi. Bir şey diyemez ama bunda bir yanlışlık olduğunu hissederdi ve üzülürdü Leyla.  Belki evdeki yemek azdı, ya da anca yeter diye düşünüyorlardı. Tıpkı şu an Leyla’nın düşündüğü gibi. Kendinden utandı. Oysa ki dört kişinin doyacağı yemekle beş kişi de doyamaz mıydı? O zaman altı kişiye hazırlanan yemekle de dokuz kişi doyardı. Boşuna suratını asmıştı.  Boşuna eşine söylenmişti. Önemli olan samimiyetti… Güler yüzle elinde olanı paylaşmaktı. 

Birden kapının sesiyle irkildi Leyla, misafirleri gelmişti bile. Hızlıca saçını başını düzeltip kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açtı... Yeni evine ve yuvasına misafirleri bereketiyle gelmişti...

 



Okumaya Devam Et