SAKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2025 Perşembe

YAKLAŞMA!

Arkadaşları ile vakit geçirmeyi, birlikte yiyip içmeyi, keyif yapmayı çok severdi Esra. İş çıkışında birkaç arkadaş bir yerlere giderler hep birlikte lezzetli yemekler yer, denemedikleri lezzetleri keşfederlerdi. Ancak son zamanlarda oldukça kilo almış, sağlık sorunları başlamıştı. Yedikçe yiyesi geliyor, anlık keyfin dibine vuruyordu ama hemen sonrasında pişmanlık yaşıyor, mutsuz oluyordu. Bunun böyle gitmeyeceğini biliyordu. Vücudu sinyalleri vermeye başlamıştı işte...

Aslında şimdiye kadar iyi bile dayanmıştı, çok yüklenmişti vücuduna. Kendi kendine bir takım kararlar aldı. Artık düzeltme vakti, bu böyle gitmez Esra dedi kendine ve yapabileceğine inanıyordu. Ancak bu kadar zorlanabileceğini hiç düşünmemişti. Olmuyordu, deniyordu ama olmuyordu işte. O kadar alışmıştı ki tüketime, anlık keyiflere… Karşı koymakta çok zorlanıyordu, yiyip içerken aldığı o keyife karşı duramıyordu. Şöyle bir baktığında içinde bulunduğu ortamda aldığı kararları uygulamak çok zordu. 

Öyle bir sistem oluşmuştu ki çevresinde anlık keyife, tüketime dayalı bir çevre. Hep birlikte tükettikçe tüketiyorlardı. Bunu fark etmek onu biraz kendine getirdi. Çünkü sürekli arkadaşlarıyla iş çıkışı bir yerlere gidiyordu. “Bu kez uzak duracağım, yemeyeceğim, tüketmeyeceğim...” diyordu ama olmuyordu işte. O zaman fark etti işte, uzak durması gerektiğini. Aynı ortama girip, bu kadar yaklaşmışken kendini durdurmak çok zordu. “Uzak durmalıyım, eğer aldığım kararları uygulamak istiyorsam, sağlığımı, kendimi düşünüyorsam hayatıma bir denge getirmek istiyorsam uzak durmalıyım” dedi Esra. Uzakta iken yapmak, yakındayken bu kadar yaklaşmışken yapmaya göre daha kolaydı.

Artık iş çıkışında arkadaşlarıyla buluşmalarını azalttı. İş çıkışında eve geçiyor kendine sağlıklı yemekler yapıyordu. Çorba, salata derken bir şeyler hazırlamak, ortaya güzel bir ürün çıktığını görmek çok iyi geldi Esra’ya. Keyif almaya başladığını hissetti. Yemek sonrası güzel bir çay yaptı koltuğa oturdu, yakın zamanda ki geride bıraktığı günler geldi aklına, düşünmeye başladı. Nasıl da dengesini bozmuştu, anlık keyifler ile tükettikçe tüketiyordu. Şimdi ise tüketimden uzaklaşmak, üretime geçmek şifa olmuştu kendisine. Spora başlamaya karar verdi, kendine yeni kitaplar sipariş verdi. Tüketimden uzaklaştıkça aslında hayatına denge gelmişti. 

İnsan tükettikçe tüketmek, ürettikçe üretmek istiyordu. Aslında kıvamı bozup dengeden uzaklaşınca insanın hayatı raydan çıkıyordu.

O gün iş çıkışında arkadaşı Sema’nın doğum gününe gideceklerdi hep birlikte. Çok güzel bir mekân seçilmişti. Esra “Giderim ama bu kez o kadar yiyip içmem, zorlanmam, artık yapabiliyorum” diye düşündü ama düşündüğü gibi olmadı maalesef. Masada öyle lezzetli yemekler vardı ki, Esra hepsinden denemek istiyordu. Biraz ondan, biraz bundan derken tıkandığını hissetti ama tutamıyordu kendini. Eve geldiğinde bir kez daha anladı yaklaşınca çok zordu, uzak durmak en doğru karardı.

Aslında insanın ilk öyküsü de böyle başlamamış mıydı? O ağaçtan uzak durmamıştı insan ve yaklaştıkça karşı koyamamıştı. Sakınamamak ile başlamıştı her şey…

Esra da sakınamadığı için yaşadıklarından rahatsızdı. Uzak durunca işlerin daha kolay olduğunu fark edince artık ne yapması gerektiğini bir kez daha anlamıştı. Düşününce aslında pek çok öykü sakınmayıp, yaklaştıkça başlıyordu, uzak duramadıkça zorlaşıyordu her şey. Yaklaşınca, o kadar yakınken insanın karşı koyması çok zordu. Böyle başlıyordu pek çok zararlı alışkanlık “Bir kereden bir şey olmaz, şu kadarcıktan ne olur?” diye küçümsedikçe, yakınlaştıkça oluşuyordu nice bağımlılıklar, zararlı alışkanlıklar…

Sakınmalıydı insan… Uzak durmalıydı… Yaklaşınca zorlaşan onca şey, uzaktayken daha kolaydı. Öyküyü başlatmamak, büyütmemek adına uzak durmalı, sakınmalıydı…

 





Okumaya Devam Et

23 Mart 2024 Cumartesi

ŞİFA YANIBAŞINDA

Şifa Yanıbaşında












Sabah oğlunun ağlama sesi ile uyandı. Yerinden zıpladığı gibi oğlunun odasına koştu. Yaklaşık  üç yıldır doğru düzgün uyuduğunu hatırlamıyordu. Odaya geçerken ayağına takılan oyuncaklar canını acıttı, bu oyuncak kalabalığı iyice canını sıkmaya başlamıştı. 

Sinem, çocuk bakma konusunda deneyimliydi aslında. Küçükken kardeşiyle de ilgilenmişti. Kardeşi Selim, ismi gibi halim selim bir çocuktu. Yemek yemeyi sever, uykuya düşkün bıraktığın yerde çok hareket etmek istemez. Bir çocukta olması istenen bütün özellikleri üzerinde taşıyordu Selim... 

''Annem ne şanslı bir kadınmış'' diye geçirdi içinden. ''Gelsin bir de torunu Ali'yi görsün. Ali, beni  hayata küstürdü. Bir çocuk bu kadar yaramaz olabilir miydi? Sabah kalktığı andan itibaren akşama kadar hiç durmaz mı çocuk? Onu takip edebilmek için başım dönüyor. Yemek yerken hareket ediyor, koltukların tepelerine çıkıyor. Bir yerde müzik duysa hemen dans ediyor, top oynuyor. Bir evde ne yapılmaması gerekiyorsa onların her birini yapmak istiyor. Zihnim bu kadar dağınıklığı bu kadar hareketi artık kaldıramıyor.”

Sinem kuralları olan bir evde büyümüştü, kurallar onun hayatının vazgeçilmez parçalarından biriydi. Ali doğduğu andan itibaren sakin dünyasına bir hareketlilik gelmişti. Ne yapacağını bilemez bir halde araştırıyor, inceliyor bu çocuğu sakinleştirmenin yollarını arıyordu. Ona çeşit çeşit oyuncaklar alıyor, Ali bunların hiçbiri ile ilgilenmiyor, hatta oyuncakları kırıyordu. Halbuki Sinem o oyuncakları Ali'nin beyin gelişimi tamamlansınbirlikte de etkinlik yapmış oluruz diye almıştı. Bu çocuğun hırçınlığı nereden kaynaklanıyor bir türlü anlayamamıştı.

O yaz tatilinde babaannesinin köyüne gittiler. Ali bahçelerde geziyor, sokaklarda koşturuyor, dışarıda akşama kadar hayvanların peşinden gidiyordu. Hatta babaannesi ile bahçeye bir çadır kurmuş orada kalıyordu. O uyuyamayan çocuk, yemek yemeyen çocuk, oyuncakları kıran hırçın çocuk gitmiş, yerine neşeli eğlenceli bir Ali gelmişti. Akşama kadar koştururken acıkıyor sonra duş alıp mis gibi uykuya dalıyordu. Ali köyde çok keyifliydi... 

Tatil bitti birlikte Ankara’ya döndüler, Ali ve Sinem için zor günler başlamıştı. Ali bir süre sonra tekrar köye gitmek istedi. Ama okul vardı okula gitmesi gerekiyordu. Yine bol hareketli günlerden birinde Sinem’in bir arkadaşı onları ziyarete geldi. Sinem, Ali'nin köydeki değişiminden buraya geldikten sonraki hırçınlığından bahsetti. 

- ''Her insan doğuştan farklılık gösteriyor. Ali gördüğü şeyi yapmak isteyen hareketli bir çocuk. Gün içerisinde onunla dışarı çıkıp hareket etmesini sağlayabilirsin. Onun ihtiyacını gidermeye odaklanmalısın. Hem sana da iyi gelir. Onunla birlikte yürüyüş yaparsın parka gidersin. ''

Bu durum  Sinem’in hoşuna gitmedi. Ankara’nın ayazında her gün çocuğu dışarı çıkarmak, düşüncesi bile korkunçtu. ”Ben ona evde sakince otursun oynasın diye bir sürü oyuncak aldım. Bir kere görüyor oynuyor, sonra onlarla hiç oynamıyor, yüzüne bile bakmıyor. Biz eskiden bir oyuncakla saatlerce oyun oynardık.”

En son Ali oyuncağı fırlatıp televizyonun ekranını kırdığında soluğu doktorda aldı Sinem...
-''Biz artık bu çocukla baş edemiyoruz, çocuğumuzun biraz sakinleşmesini istiyoruz. Evin içerisinde sürekli hareket etmek istiyor, bu hareketinde bir sınırı var. Artık komşularımızın şikayetinden yorulduk. Lütfen bize yardım edin...''

- ''Oğlunuz hiperaktif, bu çocukların dikkatleri dağınık olur. Bir olaya bir oyuncağı konsantre olamazlar. İleride ders çalışması gerektiğinde derse de konsantre olamayacak. O yüzden şimdiden önlemini alıp sakinleşmesini sağlamak lazım. ''

Sinem hemen sordu; ''Ne yapmalıyız doktor bey?''

-''Ben hafif dozda bir sakinleştirici vereceğimAli sonrasında daha sakin bir çocuk olacak....Sakinleştiğinde siz de rahat edersiniz...''

Peki bir insanı sakinleştirmek için gerçekten çözüm bu muydu?

İnsan bazen kendisinden farklı diye kendisine benzetmeye çalışır etrafındakileri... Bu bazen annesi, bazen kardeşi, bazen çocuğu olabilir... Benim gibi olsun diye çabalar durur...Farklı olmasını problem zannedip çözüm ararken, şifasını yanıbaşından uzaklaştırır farkında olmadan.

Halbuki Ali sadece hareket etmek istiyordu. Tatilde babaannesine gittiğinde ne kadar da mutlu olmuştu. İstediği kadar koşup oynuyor eğleniyor yoruluyor yemek yiyor ve uyuyordu. Ali'nin ne yapmak istediği gösterilmişti annesine aslında. Ancak annesinin Ali'yi tanıması gerekiyordu sadece... 

-Ali kimdi? 

-Neden davranışları annesine benzemiyordu?

-Neden bu kadar hareketli ve hızlı davranıyordu?  

-Ali'nin hızının, zıttında bir çözümü var mıydı?

İnsan insanı tanımadığında yaşadığı duruma çözüm bulması da zorlaşır...Sinem'in bu durumu çözebilmesi için gerekli olan şey gerçek bilgiydi...Ali'nin zihnindeki görüntülere yetişmek için hızlı, hareketli bir çocuk olduğunu bilmesi kendisini de oğlunu da yeterince sakinleştirecekti aslında... Onu değiştirmek için değil, ondan ne alabilirim, nasıl uyumlanabilirim diye odaklanmasını sağlayacaktı...Aslında Ali onun şifası, kendisi de Ali'nin şifası olabilecekti. 

İnsan insanı tanımaya başladığında ve gerçeği fark ettiğinde anlıyor ki; aslında zorluk olarak gördüğü kişi şifası ve yanıbaşında...

 


Okumaya Devam Et