
Bir insan işini ya iyi yapardı yada kötü,
Arabasını ya iyi kullanırdı yada kötü,
Evlatlığını ya iyi yapardı ya kötü,
Komşuluğunu ya iyi yapardı ya da kötü...
Aslında davranışlar sonunda ya iyiye varırdı yada kötüye varırdı... İnsan kıyas sistemiyle öğrenirken, iki seçenekten biri diğerinden daha az kötüyse onu iyi zannederdi. Oysa ki o seçenekte hala kötüydü... Ve dünya ne zamandır varsa, o zamandan beri bu böyleydi...
Toplamdaki sonuca baktığında hiçbir vakitte kötü olan kazanamadı aslında. Ama hep kazanıyormuş gibi göründü. Hatta oyun yapmıştı insan bunu; "İyi olan kazansın! "denirdi. "Kötünün iyisi" denirdi bazen seçim yaparken. Aslında insanın içinden bir ses hep iyiyi seçiyordu.

İyi ve kötü vardı insan için…
Doğum ve ölüm vardı insan için…
Bunlarsa ne iyiydi ne kötü. Bu ikisi arasında yapılanlar ya iyilikti ya kötülük.
Demek ki ikisini de insan kendi yapıyordu.
İki adımı vardı insanın...
Yapmak ya da sakınmak.
Bunları nasıl kullandığıydı önemli olan.
Bir haksızlık karşısında, işin gerçeğinin öyle olmadığını bildiği halde sustuğunda, sakındı aslında... Sakındı ama yanlış yerde sakındı insanoğlu...
Bir hareketi oldu bir yöne doğru...
Peki ya "Yaşadığımı hissettim" diyebilecek bir yön müydü bu?
Bu insanın küçük dünyasında böyleyken, dünya üzerinde bir yerde bir zulüm varken sustuğunda ne olurdu?
İnsanın içinde bir değer yokken,
Nefes alsa, gözü açık olsa, hareket etse, imkanları olsa ne fark ederdi?
Nasıl "Yaşadığımı hissettim" diyebilirdi?
