SEMİNER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEMİNER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2024 Cumartesi

İYİLİKLER İYİLERİNDİR

"Her iyi kendi doğasına uygun iyilik yapar, tüm canlı ve cansızlar da.  Bizden beklenen de bu zaten. İyilikler iyilerindir…"

Alışverişe giderken bir panoda okudu bu yazıyı Aynur. Her zaman olduğu gibi çocukların alışverişi kendisine kalmıştı. Osman’ın yine işi vardı. Arkadaşı annesinin yanına köye gideceği için Osman arabası ile onları götürecekti.

"İyi adam Osman." derlerdi tanıdıklar. Peki kime göre, neye göre?

“Sen halledersin Aynur” demişti. “Evdeki tüm yapılması gereken her şeyi hallettiğim gibi bunu da yapabilirim. diye düşündü Aynur. Çocukluğundan beri tanıyordu Osman’ı, aynı mahallede büyümüşlerdi. Herkes için Osman iyiydi, "İyi çocuk Osman, Osman iyidir." Babası “Osman’dan iyi damat mı bulacağız?deyip istemeye geldikleri gibi vermişti. Ne de olsa mahalle kahvesinden tanıyordu.

Aynur da isteme, düğün dernek derken hiç üzmemişti onları. Ne aldı iseler razı oldu, onu yapamayız dediklerinde olmasa da olur diyerek, vazgeçmişti. Annesi aman kızım, iyi insanlar üzülmesinler, tatsızlık olmasın, demişti hep. Aynur da üzmedi ama üzülmüştü hep. 

İyiler insanı üzer miydi?

İkizler doğduğunda çok sevinmişti, çok şükretmişti. Bir kızı bir oğlu olmuştu. İsimlerinin koyulacağı zaman, Osman annem gücenir diyerek, annesinin istediği isimleri koymuştu. Aynur; “Tamam ben de Ayşe ismini seviyorum ama Zeynep olsun çok isterim diyebilmişti sadece. Sonrası Ayşe ile Ali olmuştu artık hayatı. Osman çok çalışıyor, yorgun eve geliyor diye çocuklar ile hep Aynur ilgilenir olmuştu. Aslında hafta sonu boş olsa da Osman; "Yeterince yoruluyorum dinlenmem lazım çocuklarla uğraşamam." der, arkadaşları ile takılırdı. Çok arkadaş canlısı idi çok...

Çocuklar büyüdükçe istek ve ihtiyaçları da büyümeye başladı. Aynur önceden tek başına her şeylere yetişebilirken artık yetişememeye başladı. Ev işleri, çocuklar, Osman’ın istekleri, kayınvalidesi, annesi o kadar çok yere yetişmeye çalışırken kendisi de çok yoruluyordu. Anaokuluna başladıklarında Osman ile beraber kayıt yaptırmış, sonrasında ise Osman’ı ara ki bulasın durumuna gelmişti. Neyse bir şekilde o dönem geçmişti ama birinci sınıfa geçtiklerinde işler biraz zorlaştı. Yardıma ihtiyacı vardı Aynur’un. Ali mahallelerindeki okula gidecekti, ama Ayşe için durum değişmişti. Motor becerisi daha tam gelişmediğinden uzman eğitmen tavsiyesi üzere özel bir destek alması gerekiyordu. 

Aynur ne yapacağını bilemiyordu, hem bu duruma üzülüyor hem de etrafından destek bekliyordu. Okullar başladığı gibi kırtasiye listesi velilerin elindeydi. Ayşe’den sebep ekstra kırtasiye malzemesi alınacaktı. Onlar da evlerine yakın olmayan bir semtte idi. Ertesi gün iş çıkışı Osman ile halledeceklerdi. Osman öğlen gibi Aynur’u arayıp arkadaşını köye götüreceğini, kendisine de değişiklik olur diye söylemiş, bir de iki gün kalacağı için birkaç eşya hazırlamasını istemişti. Aynur itiraz etse de ayıp olur söz verdim diyerek telefonu kapatmıştı.

Peki Aynur’a verilen sözler, kime ayıp oluyordu!

Her zamanki gibi Aynur yine, iş başa diyerek yapmıştı alışverişini. Akşam çayını yudumlarken, bir yandan çocukların dolaplarına kitap ve defterleri yerleştiriyordu. Arkadaşının dedikleri de kafasının içinde dönüp duruyordu. 

”Aynur, kendin için ne yapıyorsun? Kendine vakit ayırabiliyor musun?” 

Ne demekti ki bu? Niye böyle bir şey söyledi şimdi?

"Uff kafam karıştı, bu yaptığım işler kendimin değil mi!" diye kendi kendine yüksek sesle konuştu. "Bak, Osman köye varınca aradı, çocukların alışverişini yaptım mı diye de sordu. Ne kadar ilgili baba!" diye düşünse de kendini ikna edememişti. 

Arkadaşı bir seminerden bahsedip duruyordu. O da istiyordu eğitime, kurslara gitmek ama çocuklar ufakken nasıl olacaktı. Okula başlasın öyle derdi. Peki şimdi nasıl olacaktı? Çocuklar büyüdükçe problemlerinin, işlerinin de büyüdüğünü fark etti. Okul alışverişi, servisi, Ayşe'nin özel öğretmeni derken hepsini bir düzene koydu Aynur. Çocukların okulda olduğu saatlerde arkadaşının seminerine katıldı. Akşam eve geldiğinde Osman günün nasıl geçti diye sormuştu. Gerçi Aynur tam anlatacakken gelen telefon yüzünden yarım kaldı konuşması. Arkadaşı aramıştı Osman’ı, kahvede dördüncü lazım diye!

Çok ilgili koca Osman!

Halbuki Aynur çok şeyler anlatacaktı ona. Aldığımız her bilginin anlaşılır olması gerekirmiş, epistemoloji varmış kavramların gerçek anlamını veren. Akıl ne demek? Duygu ne demek? İyi ne demek? Kötü ne demek? Kafası karışmıştı, etrafındaki insanları düşünmüştü. Osman, eş olarak Osman, evlat olarak Osman, baba olarak Osman, arkadaş olarak Osman, iyi Osman...

Kim iyi? Neye göre? Kime göre?

Arkadaşı ısrarla bu seminerler insana iyi gelir demişti ama niye kötü hissediyordu? Hafta sonu olmasına rağmen canı ne yataktan kalkmak, ne de kahvaltı hazırlamak istiyordu. Çocuklar uyanmış, yatakta zıplarken uyandı Osman. Bu duruma pek de anlam veremeden biraz sitemkâr kalktı yataktan. Hayatında ilk defa çocuklara kahvaltı hazırlıyordu ve bunu biraz sinirli, biraz sakarca söylenerek yapıyordu.

Aynur bir kez daha düşündü. “İyi ne demekti? Kötü ne demekti?” İçindeki yüzleşme canını yaktı. O kadar canı yansa da saçma bir şekilde kendini iyi hissediyordu. Derin bir uykudan uyanmış gibiydi. "Hiçbir zaman geç değildir, iyi olmak için ve iyi hissetmek için!" diyerek yataktan fırladı. Telefonu aldığı gibi İlknur’u aradı. “Arkadaşım bir sonraki seminere kaydımı yapar mısın?" Ve bu cümle ile Aynur'un dönüşüm yolculuğu başladı... Bu yolculuk ona iyi gelecekti...






Okumaya Devam Et