AŞIRILIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AŞIRILIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2025 Salı

SENİN AĞACIN HANGİSİ?


“Sakın o ağaca yaklaşmayın!”

“Sakın o ağaca yaklaşmayın!” dedi yaratıcı, Adem ve Havva’ya.

Nedendi bu uyarı? İnsanlık için ne vardı ki bize bu kıssa anlatıldı?

Bizim yaklaşma ile derdimiz neydi?

Anne babalar çocuklarını okula gönderirken; “Aman çocuğum hava çok soğuk. Teneffüslerde dışarı çıkma, çıkarsan üşürsün. Ben biliyorum seni, sen orada topun peşinden koşturup terlersin, rüzgâr yersin, üşütürsün. Sakın çocuğum, sakın." diyerek gönderir. Uzak bir şehre okumak için uğurlayanların da kullandığı cümleler vardır. “Çocuğum kötü arkadaşlardan uzak dur. Onlar seni kendilerine benzetir. Bana bir şey olmaz dersin ama fark etmezsin, bir bakmışsın onlar gibi oluvermişsin. Sakın oğlum!” der ve uğurlar.

Bu sözler çok tanıdık değil mi? Anne ve babanın sözleri Adem’e söylenen ilk uyarının benzeri, yankısı sanki.

İnsanın yaşadığı Adem’in hikâyesinden çok farklı değil aslında. Her gün, her an, kendi ağaçlarının çevresinde dolanır insan. Bir yanlışa adım atar, bir hatanın çekimine kapılır. “Yaklaşma” denilen o şey, bazen bir bağımlılık, bazen bir yanlış insan, bazen de kısa süreli bir haz olur. Ve ne zaman yaklaşsa insan, bir şeylerini kaybeder; huzurunu, iradesini, hatta bazen kim olduğunu. 

Her insan Adem’in hikâyesini kendi hayatında tekrar tekrar yaşar. Adem’in hikayesi sadece bir kıssa değil aynı zamanda insanın hayatına rehberlik eden bir öğretidir. Yaratıcı insana bu hikâye ile bir şeyin haberini ulaştırırİrade ancak yaklaşana kadardır. Yaklaştıktan sonra artık devre dışı olur. İnsan yaklaştığı an kaybetmeye en yakın anda demektir. 

İnsan, yaratıldığı andan itibaren sınavlarla çevrilidir. Bu sınavlar, bazen bir ağacın gölgesinde, bazen bir yol ayrımında, bazen de bir kararın kıyısında belirir. Ve her sınav, insana aynı soruyu sorar: “Yaklaşacak mısın, yoksa sakınacak mısın?”

Önemli olan kişinin nelere yaklaşıp nelerden uzaklaşacağını bilmesidir ve sorulara düşünerek cevap verdiğinde, daha doğru kararlar verir. Yanlışa yaklaşmaktan vazgeçmek, bir kayıp değil, bir kazançtır. O ağaca dokunmadığında belki bir meyveyi kaybeder ama kendini kazanır. Yaklaşmamak sadece bir uyarıya kulak vermek değil; aynı zamanda kendi benliğini, geleceğini ve değerlerini korumaktır. O an, insan kendine bir sınır çizer. O sınır ne kayıptır ne de bir engel; o sınır, insanın kendini koruma alanıdır.

İnsan toplamda iyi etmeyecek şeylerden sakındığında aslında iyi olana da yaklaşmış olur. Her eylemin başarısı zıttından sakınmaktan gelir. Sakınmak, korkmak değildir. Sakınmak, bilinçli bir tercihtir. Kendine ve değerlerine sahip çıkmaktır. Yaklaşmamak, bir zayıflık değil; bir güçtür. İnsan, yaklaşmadığı sürece, hatanın etkisinden korunur. Yanlışın kıyısına gelmemek için geri durmayı öğrendiğinde güçlenir. Yaklaşmak, iradenin sınavıdır. O sınavı kazanmanın yolu, “Hayır” demeyi öğrenmektir. Sakınabilen insan, o hatanın yollarını kapatabilen insandır.

Yaratıcı Adem’e “yaklaşma” dedi. Çünkü insanın zaafını, o zaafın nereye varacağını en iyi O biliyordu. Ve sakınmanın, insan için bir koruma, bir sığınak olduğunu da.

...

Hadi bugün kendimize şu soruyu soralım;

Benim ağaçlarım neler? 

Hangi ağaca yaklaşıyorum? 

Hangi hatanın kıyısındayım? 

Vicdanımda sakın diyen sesi duyabiliyor muyum, yoksa onu da mı kaybettim?

 



Okumaya Devam Et

11 Şubat 2024 Pazar

ÇIĞLIĞI TEBESSÜM


 

Çığlığı Tebessüm


İnsan!
Sınırı aştığında nasıl da aşağıların aşağısına inen,
İnsan!
Haddini bilemeyen.
Kendinden olmayana karşı, kelimelerini nasıl da müsrifçe kullanan,
Cezası geciktikçe azmaktan geri dur-a-mayan.
 
Dediler ki; “Onlar insan değil hayvan!”
Sahi kimdi bu yakıştırmaya maruz kalan?
 
Kimdi?
Başından aşağıya bombalar yağan...
Kimdi?
Evinin yıkıntısını kendisine barınak yapan…
Kimdi?
Tüm ailesi bir anda yok olan ve sükûnetini koruyan…
Enkazda kalmış hayvanını kurtaran ve eminliğini koruyan…
Bulabildikleri bir tas yemeği, kuşlarla paylaşan ve tebessümünü koruyan…
 
Hiç bir olur muydu yıkan ile yapan?
Öfkeli ile huzurda olan bir olur muydu?
Hiç öfkeli olan, yapan,
Huzurda olan, yıkan olur muydu?
Hiç kötülükte haddi aşan, iyilerden,
İyilikte haddi aşan, kötülerden olur muydu?
 
Hiç zora düştüğünde ve sıkıştığında sayıp sövenin ahvali ile
ALLAH’ı vekil kılanın ahvali bir olur muydu?
 
Kimdi o? Evlere bomba atıp doğum günü kutlayan adam...
Kimdi o? Ailesi kalmayan, tebessümü yüzünde şükreden adam...
 
İnsan,
İpi uzadıkça dur-a-mayan.
İpini koparıp, önü alınamayan.
Sınırı aştıkça aşan, aşağıların aşağısını kollarıyla kucaklayan…
 
Ey tebessümüyle çığlık atan! 
Ey bizleri uyandıran, silkeleyip kıyama kaldıran!
Ey özleri birleştirmeye vesile kılınan!
Ey Filistin halkı! 
Zafere ulaşacak olan...







Okumaya Devam Et

29 Kasım 2023 Çarşamba

SANA DA TANIDIK GELMEDİ Mİ?

Sana da tanıdık gelmedi mi?


Yeryüzünde acılar vardır, insanları zorlayan, canını yakan…
Bu, onların hiç birine benzemiyordu. 
Ne koşarken düştüğü için ağlayan çocuğun göz yaşındaki sızıya, 

Ne eşinin hasta olduğunu öğrenen adamın kalbindeki yasa, 

Ne de işinden haksızca kovulan bir çalışanın çaresizliğine… 

Bunlar da acıydı ama bu başka bir şeydi gözlerin önüne serilen…

Demek acıların da dereceleri varmış.


Siz hiç büyük bir acıyla, memnuniyeti bir yüzde aynı anda birlikte gördünüz mü?


Düşmanına karşı direnirken,

Öldürülen torununu kucağına alıp, ona sarılıp, koklayıp,

Cenneti gördüğü için gözlerinin tam içinden öpen

Ve RABbine şükreden bir adam tanıdınız mı?

Ben tanıdım…

İsmini bilmediğim ama kabulü kalbime çakılan kahraman bir adam tanıdım

gözümün önünde yüzü…

ince ince zihnime çizildi tebessümü 

Masumiyetti kucağında taşıdığı…

Belki Dört yaşlarındaydı toruncağızı

Günahsızdı

Ama öldürülmeden önce küçücük gözleriyle dünyada ne büyük günahlar işlenebileceğini gördü
ve hemen sonra Melekler onu alırken cennetin iyiliğini…

O gayb sınırı…

Perdenin önü ve arkası…

Sahnedekiler ile seyirciler 

Alkışlananlar ve lanetlenenler 

Hepsi sadece bir seçimdi ve gerçek karşılığı perdenin hemen arkasında gizliydi.

İşte o adam çizginin öte tarafında henüz göremediği ama iman ettiği bir gerçekliği koklayıp öpmüştü… 


Kucağında tuttuğu torununun cansız bedeniydi, 

çizginin arkasında ise mutlu bir diri…

Hani üzeri kalın bir buz tutmuş ama altı su olan göller gibi 

Sen ona bakınca tamamının donduğunu zannedersin hani…

Onun gibi…


Peki ya sahnede diğer tarafın temsilcisi?


Hangi insan yoldan bu derece çıkardı da kontrolü kaybederdi?

Ve kimse ona bir şey diyemezdi?

Kimdi bu insan?

Sana da tanıdık gelmedi mi?


Hangi topluluk aşırı gidip narsistleşirdi de 

kendinden olmayanın yaşam hakkını kendi elinde zannederdi?

Kimdi bu topluluk?

Kimdi onu yönlendiren?

Bebekleri bile öldürmeyi kendi nefsine haklı gösteren?

Sana da tanıdık gelmedi mi?


Nesilden nesile taşıdıkları sahte bir Vaad ve sahte bir kindi…


Yeryüzünde ne zaman görülmüş zulüm edenlerin hayırlı sonuçlara eriştirildiği?


Seninki zulüm değil hak öyle mi?

Yani sen bir GERÇEK açığa çıksın diye savaşıyorsun öyle mi?


Gerçekse peki, “pişman olup, tövbe etmek” yaşam stilinin olmazsa olmazı olan bu topluluk

neden yanlış yaptığını anlayıp yanlışından dönmüyor?

Çünkü yanlışı onlar değil, sen yapıyorsun!


Neden içlerinden tövbe edip imana dönen yok?

Çünkü onlar zaten iman edenler…


Senin askerlerin öldürüldüğü zaman siz üzülüyorsunuz 

Onlar ise seviniyor. 

Şimdi kim ALLAH için sahnede o zaman?

Kim gerçekten kutsal olanı nefsi için değil, ALLAH için dert ediniyor?


Çocuklarının bile “şehitçilik” oynadığı bir öyküde imkansızlığına rağmen 

hala mücadele eden kim?


Neden sen onları yok ettikçe onlar her yerde çoğalıyor?

Yok olması gereken yok olurken, neden onlar var olmaya devam ediyor?

Kim onları destekliyor?

Sence ALLAH kimin tarafında?


Yoksa sen ALLAH’ı yenebileceğini mi sandın?

Yoksa sen ALLAH’ın kendi yasalarını değiştireceğini mi sandın?


Sen sadece yanılgısına kör olmuş azgın bir nefissin…

Ve azgınlıkta haddi geçmeyi tercih etmiş her nefis gibi, helakını beklemektesin…


Sana da tanıdık gelmedi mi?




Okumaya Devam Et