ALIŞVERİŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALIŞVERİŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2024 Cumartesi

NEREDE O GÜZEL GÜNLER?

Nasıl da geçmişti onca zaman? Sık sık geçmişi hatırlıyordu Nesrin. Eski günleri hatırladıkça mutlu oluyor, özlem duyuyordu o günlere. Peki, neydi bu kadar geçmişe özlem uyandıran? Eski günler miydi gerçekten güzel olan? Yoksa şimdiki zamanın tadı kalmadığı için mi eski günleri daha çok anıyordu insan?

Aslında şimdi daha çok imkâna sahipti. Güzel bir mesleği, düzenli bir kazancı, evi, arabası her şeyi vardı dışardan bakılınca. Eşiyle ve çocuklarıyla birlikte rahatça geçinip gidiyorlardı. Ama şöyle bir hayatına baktığında sürekli bir koşturmaca, yetişmeye çalışma, bitmeyen işler… Ve yorgunluk. Kısır bir döngü oluşmuştu sanki. Ev, iş, çocuklar… Hayatı bu döngüden ibaret olmuştu. Nasıl kıracağını bilmiyordu bu döngüyü. Azıcık bir şeyler aksayacak olsa her şey birbirine giriyordu. Ne ilginçtir ki çevresindekilerden de benzer şeyler duyuyordu. Herkes yetişmeye çalışıyordu bir yerlere, bir şeylere… Herkes bir koşturmacanın içindeydi ve yorgundu…

Eski günleri düşündüğünde, çocukluğunda zaman geçmek bilmezdi sanki. Mahallede her yaştan çocuk akşam ezanına kadar sokakta oyunlar oynar, eve gelince tüm gün oyun oynamanın verdiği keyifli bir yorgunlukla rahatça uykuya dalardı. Onlar oyun oynarken anneler de sokakta oturur, sohbet eder keyifle demledikleri çayı içerlerdi. Acıkınca ekmek arası yedikleri peynir, zeytin nasılda lezzetli olurdu. Akşam babasının işten eve gelmesini dört gözle beklerdi. Babası eve gelince her şey tam olurdu sanki. Birlikte annesinin yaptığı lezzetli yemekleri yemek, aynı sofrada birlikte olmak paha biçilmezdi.

Ne çok şey vardı eskiye dair özlem duyduğu… Eski ramazanlar nasıl da güzeldi. Sahurda davulcunun sesiyle mahallede evlerin ışıkları bir bir yanardı. Ev halkı olarak birlikte uyanıp sahurlarını yaparlardı. İftara doğru evdeki yemek kokuları dayanılmaz bir hal alır, dakikaları sayarlardı. İftar saatine yakın komşudan gelecek bir kap yemek merakla beklenirdi, acaba ne gelecekti bu akşam komşudan? Gelen bir kap yemek sofrada yerini alır, akşam ezanıyla birlikte orucunu tamamlamanın verdiği huzur ile şükrederek açılırdı oruçlar. Ezanın yanı sıra top sesini duymaya çalışmanın keyfi de bir başkaydı.

Ya bayramlar… Tam bir bayramdı çocukluğunun bayramları. Günler sayılırdı ne zaman gelecek diye, bayram gibi bayram olurdu o gün geldiğinde. Evde hazırlıklar yapılır, bayramlıklar özenle hazırlanırdı. Bayram temizliği yapılır,  gelecek misafirlere özenle ikramlar hazırlanırdı. Mahallede kapı kapı dolaşıp büyüklerin elleri öpülür, şeker kolonya ikramıyla karşılanırlardı. Bayram harçlığı almak ise çok kıymetliydi. "Ah o eskinin bayramları, nasıl özlem duymaz ki insan o günlere?" diye iç geçirdi Nesrin.

Güzel günlerdi… Arkadaşlıklar, komşuluklar, akrabalık, kardeşlik, aile… hepsi bambaşkaydı. Güven vardı insanlar arasında, bilirdi insan sıkışınca yardımına koşacak birilerinin olduğunu. Yardımlaşmak, ihtiyaç görmek ve ihtiyacının görüleceğini bilmenin verdiği güven, huzur başka hiç bir şeyde yoktu. Büyüklere saygıyı, hürmeti öğretirdi aileler çocuklarına, kıymetliydi evin yaşlıları. Yaşlılar da eski günlerden bahsederdi o zamanlar, onlarda kendi özlemlerini paylaşırlardı. Dedesinden çokça duyardı “Ah o eski bayramlar nerde?” diye. Şimdilerde kendi söyler olmuştu Ah o eski bayramlar nerde?”

Aslında çok da değil yirmi beş, otuz yıl öncesiydi çocukluğu. Peki, bu kadar zamanda bunca şeyin değişimi nasıl olmuştu? İmkânlar artmıştı ve insanların daha rahat bir yaşamı vardı eskiye göre ama tat yoktu, keyif yoktu. İnsanlar keyif alabilmek için tüketimin peşinden koşup duruyordu. Alışveriş merkezleri insanlarla doluydu. İhtiyacım mı, değil mi? diye bakmadan alışverişler yapılıyor, mutlu olmaya çalışılıyordu. Sık sık eve yeni bir eşya giriyor, yeni çıkan ürünler evlerde yerini alıyordu hemen. Tatil planları, daha büyük bir ev, arabanın daha üst modeli, gidilen lüks mekânlar, son model telefonlar, teknolojik aletler… Lakin tüm bunlar anlık mutluluklardı.  İnsan sahtenin peşinde, tükettikçe tüketiyor mutlu olacağını sanıyordu. Sahte ile gerçek iyice birbirine karışmıştı…

İnsanların imkânları artmıştı ama gerçekten uzaklaşmışlardı. Sahtenin ardında bir tüketim toplumu haline gelinmişti. Tüketim toplumunun dayatması ile insanlar oradan oraya koşturuyor ama yetişemiyordu ve bu döngüden çıkmaya çalışmak gerçekten zorluyordu. Herkes yoğun, herkes yorgundu. Bunları düşünürken yaşadıklarını daha iyi anlamaya başladı Nesrin. “Basit yaşamalı” diye düşündü. Mutlu olmak için bunca kargaşaya, koşturmaya hiç gerek yoktu aslında. İnsan sürekli imkânlarını artırmaya çalışmadan, sürekli bir şeylere sahip olmak için çabalamadan, sahip olduklarıyla mutlu olabilirdi. Bu döngüyü kırmak mümkündü ama görebilene, yaşadıklarını irdeleyebilene...

Her şey çok daha güzel olabilirdi, tıpkı eski günlerde olduğu gibi…

O zaman her yolun atılan o ilk adımla başladığı gibi, Nesrin’ de başlamaya karar verdi. Bu karar ile birlikte üzerinden ağır bir yük kalkmıştı sanki. Hafiflediğini hissetti. Bir kez daha anladı ki insan kendi yapıp ettiklerinin sonucunu yaşıyordu. İrdeleyerek doğru sebepler oluşturmaya çalışmaktı yapılması gereken… Doğru sebepler oluşturarak doğru sonuçlar yaşamak için çabalamak ne kıymetliydi. Dalıp durduğu o eski günleri düşünürken güzel çıkarımlar yapmıştı kendine. Geçmişe, o güzel günlere gülümsedi ve uzun zamandır hissetmediği umutla geleceğe, gelecek güzel günlere baktı. Doğru adımlar atmaya, doğru sebepler oluşturmaya hazırdı.

...

İnsanların çoğu, imkânlarını artırarak mutlu olacağını zanneder. İmkânlar arttıkça insanların mutlu olacağını sanması ne büyük yanılgıdır. Aslında herkes kendi yapıp ettiğinin sonuçlarını yaşar, sonrada niye bu benim başıma geldi der. İnsan yaşadıklarını irdeleyerek çıkarımlar yapabilir, sahteyi ve gerçeği ayırt ederek, doğru sebepler oluşturarak daha doğru sonuçlar yaşayabilir.



Okumaya Devam Et

12 Eylül 2024 Perşembe

İŞTE BİZ O GÜN ÜRETECEĞİZ

Elif metropol bir şehirde doğmuş ve büyümüştü. Ancak çocukluk döneminde yaz tatillerini ninesinin yanında köyde geçirmişti. Köydeki hayat onun için hem öğretici hem eğlenceliydi. Zaman geçtikçe okul ve iş derken şehre hapsolmuş, köyünden uzak kalmıştı.

Şehir hayatı Elif için adapte olması kolay bir hayattı. Şehirde her şeyin hazırı ve kolayı mevcuttu. Ninesi gibi şifalı otları tanımasına, sütü sağmasına, ateş yakmasına gerek yoktu. İhtiyacı olan her şeyi tıklayarak evinin önüne getirtebiliyordu. İsteklerine ulaşması gitgide kolaylaşıyordu Elif’in; fakat bu durum onu mutluluktan da uzaklaştırıyordu.

Ninesi yoğurt yapmak için sütü sağar, kaynatır, mayalar; hazırına kaçmaz, tüketeceğini de üreterek elde ederdi. Elif ise bir tıkla kapısında bulurdu yoğurdunu. Eskiden Elif ninesinin bu haline üzülür; ‘‘Ne uğraşıyorsun nineciğim? Bu kadar uğraşmaya değer mi? Hazırı var, yorma kendini.’’ derdi. Çünkü Elif tüketimin kolaylığını tatmış, üretimin zevkinden uzak kalmıştı. Tükettikçe tüketiyor; sadece ihtiyaçları için değil istekleri için de tüketiyordu. Ancak tükettikçe tükendiğini de fark ediyordu. Ninesi ona; Kolay olan caziptir ama insan emeğiyle mutlu oluyor. derdi...

İnsanoğlu rahata ereyim diye kısayoldan tükettiği şeylerin zararını bir bilse... Her kolaylık bir zorlukla beraber gelir. Eskiden hayat bu kadar kolay değildi ama insanlar bu kadar mutsuz da değildi. Hayatımızı kolaylaştıran her şey bir problem oluşturmaya başlıyor. İşin içinden çıkamayan insan problemi üretenin çözümüne başvuruyor! Çünkü insan seçeneksiz kaldı mı kendini tek seçeneğe mecbur hissediyor.

İşin kötüsü de bu; tüketimin insanın iradesini tüketmesi. Tükettikçe tükeniyor insan, tükettikçe de tükettiklerinden vazgeçemiyor. Bir bağımlı gibi davranmaya başlıyor. Ne elindeki marka kahvesini bırakabiliyor ne de giydiği markadan vazgeçebiliyor. 

İnsan seçim hakkına sahip değil miydi?

Ne oldu da kendini bu kadar köleleştirdi?

Çok basit bir tüketiminden bile vazgeçemeyen insan nasıl büyük bir adım atabilir ki?

Bu kişi nasıl fedakâr olabilir?

Nasıl kendisi için, insanlık için, adalet için mücadele verebilir?

Mücadelesi olmayan insan nasıl mutlu olabilir?

Elif ninesinin zorlu ama huzurlu hayatını hatırladı. Her zorluk beraberinde bir kolaylığı getirir. Şimdi anlıyordu insanın mutlu bir hayata nasıl sahip olacağını. Her şey emek ister, mutluluk da ancak emekle elde edilir…





Okumaya Devam Et