HATA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HATA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2025 Cumartesi

LİDER KİM?


Hava o gün yağmurluydu. Eşinin hediye olarak aldığı su geçirmez montunu hızlıca giyip kendini kapıdan dışarı attı. Nereye gideceğini bilmeden hızlıca yürüyordu. Sadece nefes almak ve yalnız kalmak istiyordu. Çok hızlı yürüyordu, biran önce bulunduğu yerden uzaklaşmak istiyordu. İçindeki acı üşümesine, kızgınlığı karanlık gecede korkmasına engel oluyordu. Akan gözyaşlarına engel olamıyor diğer taraftan Rabbine eşini şikâyet etmeyi ihmal etmiyordu. 

“Yine yaptı yine yaptı! Isırıyor beni resmen, canımı yakmak için söylüyor sanki. Bencil adam, beni yalnız bıraktığı yetmiyormuş gibi birde laf sokuyor. Ben anlamıyorum laf sokmaktan, iyi niyetliyim ya hep ondan yapıyor bunu.” diye düşündü. Bir yandan canı yanıyor diğer yandan da Rabbine sığınıyordu Leyla.

Yirmi yıllık evli olmalarına rağmen eşiyle yine incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebepten dolayı tartışmışlardı. "Neden?" diyordu, "Neden hep bu kavgalar oluyor?" Oysa ne kadar mutlu ve huzurlu bir şekilde şakalaşıyorlardı. Nasıl olmuştu da okun ucu kendisine dönüp batmıştı. Bir ara aklına eşine söylemiş olduğu bir cümle geldi. Sonra diğeri sonra bir diğeri daha. Eşine hep şakayla karışık;

“Bende çalışıyorum, hadi iyisin.” 

“Bak sana muhtaç değilim.” 

“Niye kestirme yoldan gitmiyorsun?” 

“Badana yapmışsınız ama her yeri batırmışsınız, of nasıl temizleyeceğim  şimdi ben buraları?” gibi bir çok cümleyi söylediğinin farkına vardı. Neden çıkıyordu ki bu kelimeler? Ne kadarda basit bir şekilde dile getiriyordu. Uzunca yol yürüdü Leyla, yürüyüş yolunun üzerindeki bir banka oturdu. Şimdide uzunca düşüncelere dalmıştı... Düşündükçe evin içinde olan biteni daha net görür oldu... Bundan üç hafta önce kız kardeşiyle katıldığı bir seminerde bahsetmişlerdi. Kadının kadınsı güçte önde olması gerektiği, erkeğin erkeksi güçte önde olması ve lider olması gerektiğinden. "Ne alaka niye bunu hatırladım ki şimdi?" derken; “Evet” dedi. “Ben eşimi bir lider olarak görmemişim meğer. Oysa erkeğin doğuştan gelen özelliğiydi lider olmak. Lider her zaman tek olmalıydı. Herkesin söz hakkı vardı, adalet vardı ancak son sözü yine lider söylemeli..." dedi Leyla. “Tabi gizli lider yine benim.” diye güldü içinden. 

İnsan yaşamı boyunca karşılaştığı öykülere doğru tepkiler verdiğinde mutluluğa ve başarıya ulaşır. Leyla bu duruma yanlış tepkiler vererek ulaşmaya çalışsa da mutlu olamamıştı. Bir anda yüzüne gelen yağmur damlasıyla irkildi. İçinde tarif edemediği bir hüzün ve aynı zamanda ümitle yürümeye devam etti. 

Arkasından birisinin takip ettiğini hissetti. Oysa korkmuyordu o takip eden kişiden. Daha öncesinden de fark etmişti takip edildiğini ama umursamamıştı. Şimdi adını koydu ve arkasını döndü. Korkmasın diye yanına yaklaşmayan eşi onu gece yalnız bırakmamak için Leyla’nın arkasından hemen evden çıkmıştı. “Montsuz çıkmış peşimden aceleyle, her yeri de ıslanmış.” diye güldü. Yılların verdiği ağırlıkla sarıldılar birbirlerine, konuşmadan yürüdüler bir süre. Buydu işte, bulmuştu formülü. Şimdi ne zaman üzülse aklına tek bir şey geliyordu. Kendine soru sormak. “Ben nerede hata yaptım?”  Çünkü biliyordu, soru varsa da cevapta vardı…  





Okumaya Devam Et

20 Mart 2025 Perşembe

YİNE OLMADI

Eline sınav sonuç kağıdını alınca; yine olmadı diye söylenmeye başladı Zehra. "Ne yaparsam yapayım olmuyor, yine olmadı!" Canı çok sıkılmıştı. Uzun zamandır işyerindeki yükselme sınavlarına giriyor ama bir türlü beceremiyordu. Bu sınav mevzusu hayatının her alanını etkilemeye başlamıştı. Evde adeta terör estiriyordu. Herkese çok çabuk sinirleniyor; sanki sınavı kazanamamasının sebebi onlarmış gibi davranıyordu...

"Bir rahat vermiyorsunuz sizin yüzünüzden çalışamıyorum!" diye şikayetleniyordu. Artık evdekilerin de canına tak etmişti. Ne kadar yardımcı olmaya çalışsalar da Zehra onun için yapılanları görmüyordu. Annesi; "Yeter artık hepimiz çok bunaldık bu mevzudan, Dünya’nın sonu değil bu, lütfen kendini bir an önce toparla. Bu kadar agresif olma, neden sınavı nasıl kazandıklarını arkadaşlarına sormuyorsun?" diye patladı sonunda... Zehra, annesine sert bir bakış attı. "Nasıl olacak, millet doğuştan şanslı. Ne yapsa başarılı oluyor. Benim yıldızım düşük, şansım yok; yağmurlu hava da bile bana su yok. Sıra bana gelince her yer kurur, nasipsizim ben." diye çıkıştı.  Annesi konuyu uzattıkça Zehra daha da sinirlendi ki "Siz beni anlamıyorsunuz, ne kadar emek verdiğimin farkında bile değilsiniz. Bırak demesi kolay, onca emeğimi çöpe mi atayım yani?" diye söylendi. O kadar sinirlenmişti ki kapıyı vurup çıkmayı kurtuluş olarak görmüştü.

Ayakkabılarını bir hışımla giydi. Nereye gideceğini bilmeden, söylene söylene yürümeye başladı. Bir müddet sonra aklına emekli bankacı Canan ablasını aramak geldi. Kendisini bir tek onun anlayacağını biliyordu. O da yıllarca çalışmış, iş yerine çok emek vermiş, başarılı bir insandı. Hemen onu aradı, "Müsaitim, gel..." yanıtını alınca sevinerek "Hemen geliyorum ablacım, istediğin bir şey var mı, gelirken getireyim?"  diye sordu. Ne kadar "Yok canım sen gel yeter."  dese de Canan ablasının üzümlü kurabiye sevdiğini biliyordu. Kurabiyeleri alıp, hemen bir dolmuşa bindi.

Ablası, her zaman ki gibi onu sıcakkanlılıkla karşıladı. "Nasıl da bilirsin benim bu kurabiyeyi sevdiğimi..." deyip gülümsedi.  Çayı çoktan demlemişti bile. "Balkona geçelim istersen, hava balkonda oturmak için müsait."  Zehra, bu deniz manzaralı, süslü balkonda oturmaktan çok hoşlanırdı. Her zamanki yerine geçti. Denizin kokusunu içine çekti. Şimdi biraz rahatlamıştı. "Ablacığım çok bunaldım, kimse beni anlamıyor. Dertleşmeye geldim." dedi. Olanlardan bahsetti. Canan ablasının onu anlayacağından emindi. Ne de olsa yıllarca çalışmış bir kadındı. Ablası sabırla onu dinledi. Konuşma sırası kendine gelince; 

- Zehracığım, senin bu sınavı ne kadar kazanmak istediğini anlıyorum. Çok da emek verdin haklısın. Ama belli ki bir yerlerde bir şeyleri eksik yapıyorsun. Sürekli aynı sebepleri işleyerek farklı sonuçlara ulaşamazsın ki...

- Haklısın ama ne yapacağımı inan bilmiyorum, her yolu denedim. 

- Her yolu denediğine inanıyor musun?

Bu beklenmedik soru karşında Zehra şaşırmıştı. 

- Nasıl yani anlamadım?

- Buraya gelirken üzümlü kurabiye getirdin, neden?

- Çünkü; gidilen yere ikram götürmek hoş bir şeydir. Hem senin bu kurabiyeyi sevdiğini de biliyorum.

Ablası ise bunu nereden bildiğini sordu. Sohbet değişik bir hal almaya başlamıştı. Şimdi benim derdimle bu kurabiyenin ne alakası var diye içinden geçirdi Zehra. Yıllar önce Canan ablası ile bir pastane de tanışmasına sebep olan şeyin üzümlü kurabiye olduğunu hatırladı. O akşam eve misafir gelecekti. İkramlıkları dışarıdan almaya karar vermiş ve pastane kalabalık olmasına rağmen sıraya girmişti. Son üzümlü kurabiyeyi kendisi almıştı. Arkasından bir bayan "Nasıl yani kalmadı mı şimdi başka üzümlü kurabiye?" diye sormuştu. Kadın o kadar nazik ve sevimli bir ses tonu kullanmıştı ki Zehra ona dönüp, "İsterseniz ben başka kurabiyelerden alabilirim, siz bunu alın..." dedi. İkisi de gülümseyip birbirine baktılar. Ve böylece yıllarca devam eden bir arkadaşlık başlamış oldu.  Zehra ne zaman Canan ablası ile buluşsa eli boş gelmez, hemen o kurabiyeden alırdı. İkisi de bu anıyı hatırlayıp gülümsedi. 

- Zehracığım, başka bir şey de getirebilirdin ama hep bunu alıyorsun, ben de çok mutlu oluyorum. Çünkü benim bunu sevdiğimi ve mutlu olduğumu detayda biliyorsun ve daha önce bunu defalarca tecrübe ettin. Bir kurabiye seçimin de bile detaya dikkat edip, deneyim transferi yapıyorsun. Peki sınavlara hazırlanırken deneyim transferi yaptın mı? Mesela üç yıl önce Meltem’in bu sınavı ilk girişinde kazandığını bana söylemiştin. Detayda ne yaptığını ona sordun mu?

Zehra birden durdu. "Hayır hiç yapmadım." dedi. "Neden?" diye sordu ablası. Zehra düşünmeye başladı.

Meltem, eline bir işi aldığında o konu ile ilgili detayda hemen araştırma yapar, bilenlerin tecrübelerinden yararlanır, sonra kendi de üstüne bir şeyler katarak görevlerini yerine getirirdi. Zehra ise gurur yapar, kimseye bir şey sormak istemezdi. Hatta ara ara Meltem’e akıl vermeye çalışır; "Kızım, neden millete soruyorsun, kendin yapsana, bak millet yüzüne karşı bir şey demez ama arkandan konuşur; bu da bir şey bilmiyor der." diye onu uyarırdı.   Ona sormak aklına bile gelmemişti. O bir yol gösterebilirdi. Birden annesinin bugün ona "Neden başkalarına sormuyorsun?" dediğini hatırladı. Mahcup bir şekilde "Galiba anlamaya başlıyorum." dedi ve çayını yudumlayarak düşüncelere daldı.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; sürekli aynı sebepleri işleyerek farklı sonuçlar alamayız. Farklı sonuçlar için farklı sebepler gerekir. Eğer neyi değiştireceğimizi anlayamıyorsak detaya dikkat edip, deneyim transferi yapmak gerekir. Deneyim Transferi insanları hedefe ulaştıran en konforlu öğrenme metodudur.

Bazen çözüm dibimiz de olur. Ama biz göremeyiz. Gören gözlerden olmak umuduyla…

  

Okumaya Devam Et

4 Mart 2025 Salı

UMDUKLARIN VE BULDUKLARIN







Kapanmak üzere olan gözlerini zorla ayakta tutuyordu. Sabaha kadar uyumadan çalışmış, dağılmış atölyesi kadar kendisi de dağılmıştı. Kaç gün olmuştu uykusuz geçen? İki? ... Üç? ... Günlerden neydi? Günü hatırlamasa da o gün öğlen teslim edeceğine söz verdiği ürünleri hatırlıyordu. Günlerdir yetişmesi gereken sipariş için uykusuzdu. Çok zor olduğu söylenen bir iş almıştı aslında. 

"Geçmişte yaptığım hataları da böyle zorlu işler ancak toparlayabilir" dedi kendi kendine. Uykusuzluk ve yorgunluktan ziyade geçmişte yaptığı hataların pişmanlığı daha çok yakıyordu canını. 

Büyük zorluklarla açtığı atölyesi nasıl bu kadar dibe vurmuştu ve fark etmemişti? Çok fazla borcu vardı. Nasıl bu kadar büyümüştür rakamlar?Bu düşüncelerle sürekli zihnine soru sorup duruyordu. Oysaki atölyesini kurarken çevresindeki başarılı gördüğü Ahmet Abisine de danışmıştı. Söylediklerini harfiyen uygulamış, her tavsiyesini kulağına küpe yapmıştı. Ta ki.... Çalış çalış nereye kadar diye arkadaşları ile o tatile gidene kadar... İlk başta reddetse de çok ısrar etmişlerdi, kıramamıştı sonunda onları. İşte, o tatil dönüm noktasıydı hayatının. Nereden bilebilirdi ki kendisini zirvede hissederken birden dibe çakılacağını? 

İşte o tatilde Arzu'yla tanışmış ve çok hoşlanmıştı Arzu'dan. Arzu çok güzel bir kızdı. Gezmeyi eğlenmeyi seven, ailesinin prensesi olarak büyütülmüş, maddi durumu iyi bir ailenin tek kızıydı. O güne kadar ailesi her istediğini yapmış, istediği özel okulda okumuş, özel üniversite yurt dışında bitirmiş, gençken çalışılır mı diyerek isteklerine göre yaşayan güzel bir kızdı...

Kaan için her şey rüya gibiydi. Sık sık şehir dışı planları yaparak güzel vakit geçiriyorlardı Arzu ile. Kaan farkında olmadan iş yeri için ayırdığı tüm parasını harcamış ve elindeki tüm limitleri de kullanmıştı. Bu arada arzuyu Ahmet abisi ile tanıştırdığında "Kaancığım gençlik güzel şey, sevmek daha güzel nokta insan gençken çalışmalı ve işlerini bir düzeye getirebilmeli. Sevgi de kıymetli fakat insan kendi işini, ailesini aksatarak sevmemeli. O dengeyi bozduğunda tekrar kurmak zordur. İnsanın hayatı sürekli gezmek bir gün yemek ve eğlenmek üzerine kurulmamıştır. İnsan dinlenmek için dahi kısa bir mola verir işine devam eder. Bu şekilde iş yerindeki denetimi bırakıp bir gün işlerini takip etmezsen toparlaman çok zor olur." demişti kendisine Ahmet Abisi. 

Bu kadar nasihat ve uyarıya rağmen Kaan sanki söylenenleri duymuyor Arzu ile vakit geçirmekten kendisini alıkoyamıyordu. Sanki bir güç vardı ve Kaan'ı Arzuya doğru çekiyordu. Oysa ki atölyesini kurarken çok fazla deneyiminden faydalandığı ve tavsiyesine harfiyen uyguladığı Ahmet abisinin dahi karşısına almıştı kendince. Ne olmuştu da şimdi dinlemek istemiyordu abisini? Neden bunu da deneyip yaşamak istiyorum virgül belki de bu sefer sonuç farklı olur diyordu? 

 

İnsanlar hatalar yapar. O hatayı yapan tüm insanlar benzer sonuçlar Yaşar. Deneye yanıla olmuş sonuçlardan çıkan dersler de bize o hatayı yapmamayı öğretir aslında. 

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; farklı sebepler farklı sonuçlar, benzer sebepler benzer sonuçlar doğurur. Kim oluşturması gereken sebebin zıttı bir şey yaparsa alacağı sonuç da oluşturduğu sebebe göredir."

İnsan inat edip ben daha farklı sonuç alırım dedikçe karşılaşacağı tek şey o hataların getirdiği benzer sonuçlardır.  

 







Okumaya Devam Et

4 Ocak 2025 Cumartesi

ERTELEDİKLERİMİZ...

"Eyvah!!! Saat yine çok geç olmuş. Nasıl da geçiyor zaman”

Ahmet bilgisayar başında çok uzun süredir oturuyordu. Mesai çoktan bitmiş, herkes evine gitmişti.  O ise hala ofisteydi…

Ahmet evli, eşini seven üç çocuklu bir baba ve aynı zamanda bir firmanın da üst düzey yöneticisiydi. Bu şirkette terfi aldığından beri işleri hep yoğundu. Günleri toplantılar, bitmeyen projeler ve sunumlar ile geçiyordu. Akşamları ise kalan işlerini toparlamaya çalışırken zaman akıp gidiyordu. İş onun için hayatının bir parçası olmaktan çıkmış hayatının tamamını ele geçirmişti sanki. Çocuklarına daha iyi bir gelecek ve ailesine daha konforlu bir yaşam sunma isteğiyle başlamıştı her şey. Nasıl da buralara gelmişti? Uzun mesailer yüzünden kaç zamandır ailesiyle vakit geçiremiyordu. Eşi başlarda bu durumdan rahatsız olduğunu söylemeye çalışmış ancak Ahmet “Şu ara işler çok yoğun biraz sabret, sonra bunları oturup konuşuruz.” diyor eşini duymazdan geliyordu. Ailesini erteledikçe işlerin çıkmaza sürüklendiğini çok sonra anlayacaktı…

O gün yine işten eve geç gelmişti. Uyuyorlardır diye kapıyı anahtarı ile açtı. Her zaman ki gibi sessizce içeri girdi. Elini yüzünü yıkadı ve mutfağa doğru yöneldi. Nasıl da acıkmıştı... Ocağın başına geldiğinde duraksadı. Normalde geç bile gelse eşi onun için tencereyi ocağın üzerinde bırakırdı. Yoksa buzdolabına mı koydu diye düşündü. Dolabı açınca beklediği tencere yemeğini göremedi. Eşi hiç böyle yapmaz, yemek yapmayı hiç aksatmazdı. Kesin hasta oldu diye düşünüp yatak odasına yöneldi. Gardırobun kapağı açıktı ve eşinin kıyafetlerinin olduğu taraf bomboştu. Ne olduğunu algılamaya çalışırken çocukların odasına yöneldi. Aynı manzara ile karşılaştı. Anlam veremedi, dondu kaldı. Bu ne demekti şimdi… Karma karışık duygular içerisinde eşine telefon açmak aklına geldi. Telefonu eli titreyerek eline aldı ve aradı. Ve karşıdan gelen ses ile irkildi ”Aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.” Anlamıştı başına ne geldiğini ama iş işten çoktan geçmişti…

Kendini toparlamaya çalıştı ama ne yapacağını bilmiyordu. Nasıl yani ev bomboş, eşi yok, çocuklar yok? Hiç düşünmemiş, aklının ucundan bile geçirmemişti böyle bir şeyi. Ahmet yoğun çalışıyordu ama eve gelince hep aynı düzenle karşılaşmaya alışmıştı, evde hiç aksamayan bir düzen vardı. Çoğu zaman mesaiye kalıp geç gelse bile eşi yemeğini hazır eder önüne koyar, sonra da çocuklarla ilgilendirdi. Ahmet yorgun geliyor diye onu rahat ettirmeye çalışırdı. Evet, eşinin ve çocuklarının arada istekleri oluyor, onlara zaman ayırmasını istiyorlardı ama işler yoğun daha sonra diyerek onlardan anlayış bekliyordu. "Neden böyle oldu?" diye düşünürken kafasında bir soru belirdi “Haklı olabilirler mi?” Evet haklılardı, çok beklemişlerdi onu ve aslında istedikleri biraz birlikte zaman geçirmekti. Oysa Ahmet işe o kadar kaptırmıştı ki üstelik kendini büyük bir şey yapıyor gibi hissediyordu işlere bu kadar yoğunlaşarak... Oysa eşini, çocuklarını, sevdiklerini erteliyordu. Hayatı ve kendini erteliyordu da hiç farkında değildi. Oysa hayat yarını garanti olmayan bir süreçken, insan sevdiklerini nasıl erteler, bekletilirdi ki..? 

Erteleye erteleye, işte karşılaştığı sonuç hüsrandı. İşin içinden nasıl çıkacağını bilmiyordu artık. Ertelemek o kadar büyütmüştü ki her şeyi... Oysa ki zamanında onlara da hak verip, ara ara onlara vakit ayırsa şimdi böyle olmayacaktı. Ama o zamanlar hiç bunu düşünememiş, görememişti. "Ah keşke zamanı geri alabilsem!" diye iç çekti, ama faydası yoktu bu düşüncenin. "Şimdiki aklım olsa..." dedi durdu kendi kendine. Peki geçen geçmişti de bundan sonra ne yapabilirdi? Aynı hatayı yapamazdı artık, bunu yaşamışken. Hem de çok acı bir sonla yaşamışken.. İyi bir ders vermişti aslında hayat ona...

“Pişman mıyım?” diye sormaya çekindi kendine. Günlerce o evde tek başına kaldığında aslında hesaplaşmasını içinde halletmişti. Şimdi ise artık ayağa kalkma vaktiydi… Elbette ki geçen bunca yılın dönüşü birden bire olmayacaktı. Ahmet tüm bunları göze alarak, ödeyeceği bedellerden kaçmadan eşini, çocuklarını tekrar kazanabilirdi. İşte bu ümitti onu canlandıran.

Eşinin tekrar ona inanıp gelmesini ümit ediyordu ama güvendiği tek şey artık farkındalık kazandığı hayatıydı, kuralları değiştirince oyunun seyrinin de değişeceğine inandı ve nitekim de öyle oldu. Eşiyle çocuklarıyla tekrardan birleşip aile olmanın tadını çıkardılar. Her birinin birbirini kıymetlendirdiği, o huzurun evin içinde hissedildiği dört duvar arasında…

İnsan ya hayatında yaşadıklarından bir deneyim transferi çıkararak, kendisine artı katarak ilerler ya da yaşadıkları sadece birer anıdan ibaret kalır. Yaşanmışlık olarak anlatır ama dününden bir farkı olmaz. İnsan hayatının her anında hata yapmaya meyillidir. Doğru yaptığını zannederken, erteleye erteleye hatalar kesesini doldurur. Önemli olan hatalarını gerçekten fark edip, yönünü doğru olana çevirmektir.

Doğru kapıdan girebilenlerden olmak ümidiyle…


  


Okumaya Devam Et