ŞEHİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞEHİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2024 Perşembe

İŞTE BİZ O GÜN ÜRETECEĞİZ

Elif metropol bir şehirde doğmuş ve büyümüştü. Ancak çocukluk döneminde yaz tatillerini ninesinin yanında köyde geçirmişti. Köydeki hayat onun için hem öğretici hem eğlenceliydi. Zaman geçtikçe okul ve iş derken şehre hapsolmuş, köyünden uzak kalmıştı.

Şehir hayatı Elif için adapte olması kolay bir hayattı. Şehirde her şeyin hazırı ve kolayı mevcuttu. Ninesi gibi şifalı otları tanımasına, sütü sağmasına, ateş yakmasına gerek yoktu. İhtiyacı olan her şeyi tıklayarak evinin önüne getirtebiliyordu. İsteklerine ulaşması gitgide kolaylaşıyordu Elif’in; fakat bu durum onu mutluluktan da uzaklaştırıyordu.

Ninesi yoğurt yapmak için sütü sağar, kaynatır, mayalar; hazırına kaçmaz, tüketeceğini de üreterek elde ederdi. Elif ise bir tıkla kapısında bulurdu yoğurdunu. Eskiden Elif ninesinin bu haline üzülür; ‘‘Ne uğraşıyorsun nineciğim? Bu kadar uğraşmaya değer mi? Hazırı var, yorma kendini.’’ derdi. Çünkü Elif tüketimin kolaylığını tatmış, üretimin zevkinden uzak kalmıştı. Tükettikçe tüketiyor; sadece ihtiyaçları için değil istekleri için de tüketiyordu. Ancak tükettikçe tükendiğini de fark ediyordu. Ninesi ona; Kolay olan caziptir ama insan emeğiyle mutlu oluyor. derdi...

İnsanoğlu rahata ereyim diye kısayoldan tükettiği şeylerin zararını bir bilse... Her kolaylık bir zorlukla beraber gelir. Eskiden hayat bu kadar kolay değildi ama insanlar bu kadar mutsuz da değildi. Hayatımızı kolaylaştıran her şey bir problem oluşturmaya başlıyor. İşin içinden çıkamayan insan problemi üretenin çözümüne başvuruyor! Çünkü insan seçeneksiz kaldı mı kendini tek seçeneğe mecbur hissediyor.

İşin kötüsü de bu; tüketimin insanın iradesini tüketmesi. Tükettikçe tükeniyor insan, tükettikçe de tükettiklerinden vazgeçemiyor. Bir bağımlı gibi davranmaya başlıyor. Ne elindeki marka kahvesini bırakabiliyor ne de giydiği markadan vazgeçebiliyor. 

İnsan seçim hakkına sahip değil miydi?

Ne oldu da kendini bu kadar köleleştirdi?

Çok basit bir tüketiminden bile vazgeçemeyen insan nasıl büyük bir adım atabilir ki?

Bu kişi nasıl fedakâr olabilir?

Nasıl kendisi için, insanlık için, adalet için mücadele verebilir?

Mücadelesi olmayan insan nasıl mutlu olabilir?

Elif ninesinin zorlu ama huzurlu hayatını hatırladı. Her zorluk beraberinde bir kolaylığı getirir. Şimdi anlıyordu insanın mutlu bir hayata nasıl sahip olacağını. Her şey emek ister, mutluluk da ancak emekle elde edilir…





Okumaya Devam Et

1 Ağustos 2024 Perşembe

WHICH WAS HAPPINESS?

“Yes, welcome, young people!

The name of this morning's workshop is called

"What is happiness?", said lecturer Alper and he talked about five different stories;

- One is Aysel, twenty-three years old, cashier, works twenty hours a week.

She is divorced and lives with her three-year-old son. She is preparing for nursing exams.

She spends her holidays either with her family or camping.

- Another one is Mehmet, twenty-nine years old, single.

He worked for a large brand company selling electronic devices for five years.

He has been actively playing in the basketball club for twenty-two years and he’s training children. The only thing that takes up his life is basketball.

He has neither the time nor the situation to go on holiday.

- The other one is Emre, he is thirty-five years old. He is married to Merve. They have three children aged nine, five and two. He is a long distance driver. He took paternity leave from work for the birth of his third child. They are barely making ends meet.

He loves fishing. They spend their holidays in places where they can fish, such as streams and lakes. 

- There is also Ufuk; forty-four years old. He lives alone. He is the general manager of a small company that produces computer programs, sixty kilometers away from his home. He manages a team of computer programmers.

He monthly earns seven times the minimum wage. He works almost sixty hours a week. Sometimes he returns home late. He has three children and is in the process of divorcing his wife. Every year, he goes on holiday abroad for three weeks.

He spends one week with his family and one week skiing.

- Selçuk has a great inheritance from his parents. He devoted himself to stamp collecting.

- Now, tell me; Who do you think is the happiest person among these five stories, including the reasons?

Filiz raised her hand and spoke up;

- Of course Mehmet, she said.

- He doesn't have the opportunity to go on holiday, but at least he has a hobby that will give him pleasure in life and this has turned into his profession.

He probably wakes up happy every day.

When Filiz finished her speech, lecturer Alper asked:

- So, does every pleasure last forever?

There was a commotion in the classroom. Ali wanted to speak;

- It can't last, sir, one day something will happen that will upset him.

- Sir, I think Ufuk is the happiest, said Serdar.

- He doesn't consider money as money and goes on holiday as he wishes.

Tuna asked for permission to reply on Serdar;

- I think Emre is the happiest, sir. It's hard to make ends meet, but at least he has a family to spend good time with

Anıl, on the other hand, thought that Selçuk is happy because he became rich without making any effort.

- Okay, said lecturer Alper,

What happens if all these things that you think are the reason for happiness are taken away from them one day?

- They will be unhappy, sir.

- In this case, can we say that their happiness depends on concrete things?

So they enjoy the tangible things they have, but they are unhappy when they get what they want and can't achieve more, right?

Alright, can a person be happy all the time?

What will make us always happy?

Experiential Design Teaching says; A person becomes happy as long as he owns the truth.

Reality is abstract, and abstract things are superior to concrete things.

I may lose my job today, but if I know the real strategies of starting a business, I can get back on my feet.

In happiness, there are momentary pains, but the pleasures are permanent. Despite the pain, there is a constant happiness that keeps me going.

Or I would be buying permanent pain in exchange for momentary pleasures.

When you look at it from the outside, it seems like there is a life that seems full of fun, pleasure and brightness at the moment... However, when you get inside, there is a constant feeling of restlessness, emptiness and meaninglessness...

Whereas, when you see happy people from the outside, their lives are simple, calm, temporary effort but overall peaceful...

If you look at the moments of both lives, you will be wrong. In the moment, pleasure trumps happiness. However, if we do not live in this world for a short term, we need a lifetime of satisfaction.

"That's why in the long run, no pleasure can compete with happiness, kids!"








Okumaya Devam Et

16 Mart 2024 Cumartesi

MASUMLAR GEÇİDİ

Masumlar Geçidi














Bakışlar vardı, her zerresinden kibir akan…
Nice asil bakışlar, görenin içini ısıtan…
 
Gülüşler vardı, nefret saçan…
Nice tebessümler, zulme kafa tutan…
 
Konuşanlar vardı, yalanı doğrulayan…
Nice konuşanlar, tehditle susturulan…
 
Suçlular vardı, kostümle katliam yapan…
Nice masumlar, suçlu diye kefensiz kalan…
 
Çocuklar vardı, oyuncaklarla oynayan…
Nice çocuklar, şehitliği oyun sanan…
 
Kadınlar vardı, süsüyle gösteriş yapan…
Nice kadınlar, yoksunluğu onurla taşıyan…
 
Adamlar vardı, güçleriyle övünen…
Nice adamlar, onca acıya tebessüm eden…
 
İnsanlar vardı, kalpleri noksan olan…
Ve nice insanlar, canları acırken kalpleri onarılan…
 
Toklar vardı, gözleri bir türlü doymayan…
Nice açlar ki, gönülleri tok olan…
 
Sofralar vardı, masum kanını aş yapan…
Nice sofralar, bir yudum suya muhtaç olan…
 
Çadırlar vardı, keyif kampları yapılan…
Nice çadırlar, evsiz kalanların başına yıkılan,
Döşeği çamurdan olan…
 
Evler vardı, içlerinde kandiller yanan…
Nice evsizler, kandiller içinde karanlık bırakılan,
Karanlığı dünyaya kandil olan…
 
Duvarlar vardı, örülen duvarlar…
Ve örülen duvarlar içerisinde, öldürülen nice masumlar…
 
Şehirler vardı, sokakları türlü türlü günah kokan…
Nice masum şehirler, sokaklarında misk gibi şehit kokan…
 
Ülkeler vardı, güçsüzü görmeyen…
Nice ülkeler, güçlülere rağmen yönünden dönmeyen…
 
Bir dünya vardı, kimisine göre sonu yok oluş, kendisi ibaret eğlenceden…
Nice dünyalar, iyiler için bir kapı akıbeti cennete giden…
O iyiler öylece geçip gittiler, bir an bile düşünmeden…
 
Böyle bir düzen ki, düzensiz!
Bir dünya ki tüm sesler, sessiz!
 
Birisi bozdu bu sessizliği…
Vedasıydı sanki insanlığın, sözleri,
Ve bir gün dedi ki o kişi;
 
“Zulmü engellemek isteyen, yapamadı…
Yapabilen ise, engellemek istemedi…
Gerçekleri bilenler konuşmadı…
Konuşan ise bilmedi…
Ve böylece bu dünya;
Masumlar için yaşanamaz oldu…”

 





Okumaya Devam Et