HEYECAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HEYECAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2024 Cumartesi

MEZUNİYET HEYECANI

Mezuniyet Heyecanı















Heyecanla beklenen o Haziran gelip çatmıştı. Baharın bitmesiyle yazın gelişi çok yumuşak bir geçiş sayılmazdı.  Zira yazın sıcağı her yeri sarmış, birkaç hafta önce hava bir türlü ısınmıyor söylemleri, biz bu yazı nasıl geçireceğiz'e dönmüştü bile. Hafif rüzgarın, buz gibi suların bile fayda etmediği kavurucu bir sıcak. Ne içeride ne dışarıda durulmayan o mevsim. Ne giyileceğinin asla bulunamadığı, bir yere gitmek için kırk defa düşünüldüğü o süreç…

Tabi kışı, baharı, yazı derken malum sınıfların duygu geçişleri mevsimlerden daha da değişkendi. Beklenen o gün gelmiştidiplomalar alınacaktı ve bambaşka bir öykünün sayfaları açılacaktı. Bora hem çok heyecanlı hem de biraz kaygılıydı. Ne yapacaktı, önünde zorlu bir sınav, sonrası bilinmezlik gibi geliyordu. Arkadaşlarıyla nasıl ayrılacaktı, oldukça uzak oturdukları için her gün sabahın ilk ışıkları ile birlikte okula gelirler kantinde kahvaltılarını yaparlar sonrasında of yaa hala uyanamadım diyerek söylene söylene derslerine girerlerdiSayısalla güne mi başlanır serzenişleri, gün sözelle mi kapatılır söylenmeleri, hafta sonuna koyulan deneme sınavı şikayetleri, hafta içi Cuma yapılan sınav analizleri. Artık hem yorulmuş hem sıkılmışlardı.  Sadece Pazar günleri tüm enerjilerini toplarlar ama buda çok kısa vadeli sürerdi. Teneffüsler derslerden daha çekici gelir, her teneffüs kendilerine başka bir aksiyon bulurlardı. Şimdi ise yılların emeğini aktaracakları bir sınav ve tercih süreçleri. Tabi birde kehazırlıkları, kıyafet telaşları, balo ortamları, okul törenleri, diploma takdimleri.

Bora “ablamın düğününde bile klasik giyinmedim ne yapacağım?” şimdi diye hayıflandı. 

Bir defa mezun olacaktı, bir daha da bu okula ancak ziyarete gelebilecekti. Konfor alanınıbozulacağı gerçeği ile yeni yeni yüzleşiyor, bu durum onu gerdikçe etrafına ateş püskürüyordu. 

“Neden klasik giyinmek zorundayım, diplomayı almaya gitmesem ne olacak ki, yoklama mı alınacak sanki. Kapanış gösterisinde görevim var ama sorumluluk almak istemiyorum. Birde söylemem gerekenleri unutursam bittim. Sayısız soru ile kendini daha da doldurmuş, içinden çıkamadığı bir çemberde debelenip duruyordu. Hal böyle olunca sürecin tadını asla çıkaramıyorduEn yakın arkadaşı Umut’a baktı. Ancak Umut onun tam aksine sürece hemen uyumlandı. “Bir daha bu anları yaşayamayacız Bora, biraz keyif almaya bak, son sürecimiz güzel anılarla bitirelimZaman su gibi akıp gidiyor işte dostum.’’

Herkes törene odaklanmış, tüm hazırlıklarını tamamlamıştı. Umut çok kolay adapte olduğu için hem herkese destek oluyor, hem de etrafı sakinleştiriyordu. 


Mezuniyet Heyecanı














Bora şu soruda takılı kaldı; 

Neden ben böyle stressinir içindeyken ve her şey daha da üzerime geliyorken en yakın arkadaşım Umut bu kadar rahat, ki kesin bu sınava da yansıyacak, ben ne yapacağım. Nerede hata yaptım, nerede benim tatlı mezuniyet heyecanım? Bak tören konuşmasını da o yapacak, her şeyi de çekip çeviriyor gurur duyuyorum. Bu çocuk nasıl bu kadar kolay uyumlandı, ben evin yolunu zor buluyorumo her gün her şeyi yönetiyor, hem çok sakin hem de her şeyin tadını çıkarıyor.’’


Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; İlk uyumlanan kontrolü eline alır.


İşte hayat da böyle değil mi, insan serzenişlerinden gözünün önünü göremiyor, çok güzel anları bitmeyen şikayetlerinden dolayı kaçırıyor. Puzzle’ın bir parçası iken onu bile reddediyor. Hareketi başlatmadığı içinde bulunduğu yer ona hep acı veriyor. Belki de bu yüzden içinde bulunulan süreç ne ise hemen uyumlanmak hayatımızı daha konforlu hale getiriyor ve bu çevremize de yansıyor. Hem bizihem çevremizi iyileştiriyor.

 




 


Okumaya Devam Et

16 Mayıs 2024 Perşembe

YA KAZANAMAZSAM!

Ya Kazanamazsam

Baharın gelişiyle ardı arkası kesilmeyen sınavlar silsilesi başlamıştı. Gökyüzü alabildiğine mavi, çiçekler cıvıl cıvıldı. Mayıs’ın ilk haftalarıydı, okulların kapanmasına çok bir şey kalmamıştı. Sona yaklaştığını bilince artık okula giderken daha az şikayet ediyor, motivasyonunu daha yüksek tutmak için çabalıyordu Efe. 

Öğretmeni Efe için birkaç yıldır mücadele vermiş, mücadelesinin meyvesini o yıl alabilmişti. Artık daha olumlu düşünen, derslere daha aktif katılan, ödevlerini daha düzenli yapan bir öğrenci kıvamına gelmişti. Günlük soru çözmeyi de ihmal etmiyordu. Öğretmeni haziranda sınavlara girmesi gerektiğini ve bu sınava da son süreçteki durumunun yansıyacağından emin olduğunu söyledi. Efe’nin yüzü kızarmış dev gibi çocuk resmen içine kaçmıştı. "Yok hocam asla girmem" dedi. “Ben sınavlara girecek kadar hazır değilim, giremem, hem girsem yapamam, yapsam yol alamam…” Duyguları aktifleştikçe daha değişik konuşmaya başladı. Hocası onu ne kadar teşvik etse de tam zıddındaki söylemleri hiç bitmedi. Tüm sınıf sınava girecekti, başvurularını hocalarının desteği ile yapmışlardı. Efe yok diyor başka bir şey demiyordu. Bir sürü sebebi varken, tutunacak hiçbir sebebi yokmuşçasına davranıyordu. Öğretmeni de daha fazla ısrar etmedi. Gireceği sınav hem kendini ölçmesi için iyi bir denemeydi, hem de akademik ilerleyişi adına yol almasını sağlayacaktı. Ama Efe çoktan hayırları yoldaş etmişti kendine. 

Hocası "O kadar emeğin var, istersen bir düşün başvuru yapma ama düşün’’ diyebildi. Efe o kadar aktifti ki bilinç veremiyordu, direk ret vererek konuyu kapatıyordu. Önemli kararlar alırken insan neden böyleydi ki.. Halbuki biraz sakin kalabilse, sebeplerini sıralasa, yarınlar için şimdiyi değerlendirse o an kayıt olabilirdi. Kaybedeceği bir şey yoktu ama kazanacakları çoktu. Efe en yakın arkadaşı Mete ile o akşam buluştu ve hemen yine aynı cümle "Ya kazanamazsam?” 

Ya Kazanamazsam

Konuşurken Mete konu ile ilgili yorum katmadan sadece kısa sorular yöneltti, soruları cevapladıkça Efe sakinleşmeye başladı. Sınavın önemi ile yüzleşti, emeklerinin bir meyvesi adına bu sınavın ne kadar kıymetli olduğunu düşündü. 

  • Girmezse kendini nasıl ölçme değerlendirme süzgecinden geçirebilecekti? 
  • Hedefi faydalı bir mühendis olmaktı, gireceği sınavlardan kaçarak nasıl hedeflerine ulaşabilecekti? 

Sınav kaygısının artmasıyla asıl odaktan uzaklaştığını fark etti. Aslına bakılırsa hayat başlı başına bir sınav değil miydi ?

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; Karar verirken duyguların pasifleşmesini bekle.

İşte insan emek vermesine rağmen duvar örmeye başlayınca sonrasında onu yıkması  çok güç oluyor. Hal böyle olunca hedef treni de kaçıveriyor. Duygularına yenik düşmek, anlık kararlar vermek tüm hayatına mal olabiliyor. Ya kazanamazsam, ya beceremezsem, ya yetişemezsem, ya konuşamazsam sonra hiçbir şeyin önünü alamıyor. 

Ya kazanamazsam değil; hedefime ulaşmak için hangi sebeplerime konsantre olsam, dediğinde tüm tuzakları zıt yöne çevirebiliyor.  

Bilinci her daim açık olan, treni kaçırmayanlardan olmak duası ile…





Okumaya Devam Et