
Ayaklarını sürüye sürüye eve gelmişti kadın. Kapıyı anahtarı ile açtığında evin sıcaklığı yüzünü okşadı. Bugün ne kadar da soğuktu dedi kendi kendine. Bedeni üşümüştü ama ruhu gördükleri karşısında buz kesmişti. Sıcak çikolata yapıp, her zamanki koltuğuna geçti. Kendini en huzurlu hissettiği köşeydi burası. Yumuşacık battaniyesini dizlerine serdi. Belki unuturum, umuduyla yudumladı sıcak çikolatasını. Ama olmadı. Bugün gördükleri ne yaptıysa aklından çıkmadı.
“Önceden, cesaret denilince çoğumuzun aklına, güçlü kuvvetli insanlar gelirdi.” dedi kadın. Tepki vermek, gücü kuvveti yerinde olan insanın halidir diye kodlanmıştı beyninde. Ama medyada ki görüntülerden cesaretin, kendini göstermek için bunlara ihtiyacı olmadığının birden farkına vardı. “İçinden ne kadar da yanıldım.” diye geçirdi. Anladım ki cesaret, kaybedecek bir şeyin kalmayınca ortaya çıkarmış. Korkuna rağmen yapıp ettiklerinmiş. Kas da, beden de değilmiş, yürekteymiş. Nasıl bir duygu ki, hiç ummadığın zamanda ummadığın yerde fırlıyor insanın içinden. Neden ilk baktığında anlaşılamıyor ki diye düşündü? Cesaret, bir mazlumun çatık kaşlarının arasına da sığabiliyordu, bir çocuğun sitemine de, bir kadının haykırışına da…
Yıllardır tuttuğu şiir defterini eline aldı kadın. Epeydir bir şeyler yazmıyordu. Ama bugün medya da gördükleri onu çok etkilemişti. Görmek bile kalbi olan her insanı bu kadar üzerken, tüm bunları yaşamak nasıl bir hissiyattı ki? Yaşamak ve hala akıl sağlığını koruyabilme… Elinde ki kalemle başladı yazmaya;

Kırıldı kolum kanadım; sandım ki bittim.
Bağırmaktan sesim kesildi, lal oldum sustum.
Vuruldum, vuruldum öldüm sandım.
Her vurulduğumda yeniden doğdum.
Yıkıldım sandılar ama yine de kalktım.
Adım Gazze, soyadım Filistin.
Cesareti yeniden yazdım!
