ÜSTÜNLÜK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÜSTÜNLÜK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2025 Perşembe

GERÇEK HAYAT

Her biri ayı şehirlerde yaşayan kardeşler nihayet baba evinde buluşmuştu. Demini almış, kızılca çaylarını da alıp özenle hazırladıkları kahvaltı sofrasına geçtiler. Çocuklar ise herkesten önce bu geniş masadaki yerini almıştı. Kahvaltı sefası bir lokmaya bin muhabbet ekleyerek devam etti. Geniş ailenin yedi yaşındaki küçük torunu "Bak bu gerçek bal!" diye getirdikleri balı neşeyle dedesine uzattı.  Gerçek bal, gerçek zeytin yağı, gerçek tereyağı... Hayatımıza öylesine yerleşmişti ki bu "gerçek" ifadesi, sofradaki kimse şaşırmadı. Sadece inanmadıklarını ima eden bakışlarla tebessüm ettiler. 

Öyle ya gerçeğin bu denli pazarlandığı bir dönemde hemen herkes elindekinin gerçek olduğunu iddia ediyordu. Peki nedendir insanın bu gerçek arayışı? Her geçen gün yeni sahteliklere şahit oluyor insan. Bu kadarı da olmaz denilen ne varsa oluyor. Elli sene önce  organik yani gerçek yumurta, organik salça gibi kavramlar var mıydı? Sahtesinin olabileceği düşünülmemişti ki... İnsan yediğine benzediği için gıdalarda başlayan sahtelikler, suretlere ve kişiliklere oradan da ilişkilere yansıdı. Sahte güzellik anlayışıyla bütün simalar birbirine benzedi. Aynı yanaklar, dudaklar, kaşlar... Sonra duygular boyut değiştirdi. Herkes kendince gerçek aşkın ve gerçek mutluluğun tanımını yapar oldu. Dahası formülünü de verdiler. Bir sen, bir ben, bir de bebek miydi gerçekten mutluluğun formülü :) 

Aşk ile kastedilen neydi peki? 

Şairlerin dediği gibi bir kavuşamama hali, ebedi bir hicran mıydı ya da insanın ruh eşini bulması mı? 

Yoksa insanı zevale götüren bir taşkınlık hali mi? 

Sahte tanımlar denizdeki kum taneleri kadar çoğaldıkça gerçeklik de inci tanesi gibi derinlerde kaldı. Dalıp, bulup çıkarmak ise gerçeği arayanlara düştü.

Gerçeğe temas edemeyince gelişigüzel yaşamaya başlar insan. “Nasılsın?” diye her görüşmede sorar. Peki içtenlikle kimin iyi, kimin bir ihtiyacı olup olmadığını merak eder mi? Sahtelikleri bırakıpta saatlerce karşılıklı muhabbet edemeyen o kadar çok insan var ki... Gözler birbirinden ziyade ekranlardaki akışa değiyor. Aileden, dostlardan, komşu Aysel teyzeden, fırıncı Ümit abiden esirgenen tebessümleri fotoğraf çekilirken dağıtmakta ne kadar da cömert insanoğlu. Yanı başındaki hayatları değil de çok uzaktaki hikayeleri merak ediyor. Peki sevgiler, gülücükler, öpücükler havada uçuşurken gerçek sevginin ne olduğunu biliyor mu insan? Dost dediğin bir diğerini destekleyen, neşesiyle, derdiyle hemhal olandı. Şimdilerde biraz hüzünlü görülenleri bir uzmana yönlendirmek moda oldu.

Son yıllarda başkalarınca adına tasarlanmış hayatlar yaşıyor insanlar. Birilerinin belirlediği standartlara ulaşmaya çalışırken en çok kendinden uzaklaştığının farkında olmadan... İnsanı oyalamak için kurgu içinde kurgu yapılıyorken sanki tüm bunlara ikna olmuş gibi herkes. Oysa her insan yaradılışı gereği gerçeği arar. Bir hastane odasında, hararetli bir tartışmanın ortasında, bir muhabbet arasında ne çok sorulmuştur “gerçekten mi?” diye. Çünkü zihin ancak gerçekle buluşunca rahatlar. Sahteliğin olduğu her alanda ise bulanır. İnsanın bütün bu huzursuzluğu ve dahi mutsuzluğu bundan dolayıdır.

Hadi, kaldır gözlerini, oyalanmayı bırak, 

Dünyadasın ve bir kereliğine geldin bu hayata,

Tekrarı yok bu sahnenin, 

Neyi aradığını biliyorsun, 

Yaratılmış her ruh, gerçeğini  arar ve Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; gerçek kimdeyse onu üstün kılar.






Okumaya Devam Et

10 Aralık 2024 Salı

İNSAN

Şeytan bilmiyordu insana verilen farkındalık ilmini...

ALLAH insanı tanımlama ilmiyle ikramladı ve üstün tuttu.

İnsanı başka bir nesle üstün tutan, RABbin verdiğiydi...

Sonra dünyada bir dönem başladı,

Şeytan nasıl alt olduğunu gördü,

Ve onunla insanı alt etmeye başladı...

Şeytan yanlış tanımladı,

Ve insan ona inandı...

Uzaklaştı RABbinden ve mahrum kaldı ilimden....

Sonra cahil oldu insan...

Ve vesveseler gerçek...

Vesveseler tanım...

Ne acayip...

O gün isimleri sayamayan,

Bugün yanlış sayıp kandıran,

O gün üstünlüğü elinde tutan,

Bugün yanlışa inanıp kanan...

Oysa insan şeytanı aldatmamıştı...

Ona da gerçeği aktarmıştı...

RABbimizin ilmiyle izniyle,

Ve o davete icabet etmedi...

Sonra işler nasıl bu noktaya geldi?

Aşağılanan şeytandı oysa...

Üstün tutulan insan.

İşte...

Aslında cevabı oradaydı,

Üstün kılana yakın olmadan üstün olmazdı insan...

Şeytan...

Yine yanlış tanımladı,

Boş vaad ile oyaladı,

Makamların üstün yaptığına inandırdı,

Bazıları buna inandı...

Bazıları pişman oldu...

Bazıları ise zaten RABlerine secdedeydi...


                     


Okumaya Devam Et