PİŞMANLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PİŞMANLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2025 Salı

ZOR DEĞİLDİR

Zor değildir


Ezgi, o gün de diğer günler de olduğu gibi mutsuz uyanmıştı. Hayatı evle iş arasında geçiyor, yaşamın anlamsızlığı ile ilgili umutsuz cümleler kuruyordu.  Oysa bir sevdiği olsaydı böyle mi olurdu diye düşünmeden kendini alamadı. Sevgiye açtı. Evlenmek, mutlu olmak benim de hakkım olmalıydı diye düşündü.

Yalnız geçen tüm hafta sonları onu daha da üzüyordu. Alında arkadaşları olmasına rağmen, hepsinin de sevgilisi olduğu için onlarla plan yapmak istemiyor, kendini onların yanında eksik hissediyordu. Bir erkek arkadaşım olsa böyle mutsuz olmayacaktım; ben de mutlu olacaktım.’diye düşünüp kendini daha da dibe doğru çekiyordu.

Günlerden pazardı, yine çok sıkıcı bir güne uyanmıştı. Telefonu çaldı; arayan Aysun’du. Heyecanlı bir ses tonu ile Ezgi’ye Kuşum seni biri ile tanıştıracağız, Murat’ın bir arkadaşı var. Bak çocuk çok yakışıklı, çok karizmatik dedi. Ezgi birden şaşırdı, hiç beklemediği bir haberdi bu. “Ya gerçekten yakışıklı mı?” diyebildi sadece. “Akşama görüşelim” dedi Aysun. Ezgi panikledi birden “Ama hiçbir hazırlığım yok, bir kuaföre gidip fön çektirmem gerek! dedi.

Apar topar evden çıkıp arka sokakta bulunan kuaföre gitti. Bir taraftan ne giyeceğini düşünüyordu. Özene bezene hazırlandı. Belki bu sefer aradığını bulmak ümidi onu heyecanlandırmaya yetmişti bile. Saatler ilerledikçe Ezgi sabırsızlanıyordu. Sonunda buluşacakları mekana gitti. Aysun ve Murat oradaydı. Yanlarında da gerçekten hoş bir adam vardı, ismi Ali idi.

Ezgi çok kısa zamanda Ali ile olan arkadaşlığını ilerletti. Sık sık beraber vakit geçirmeye başladılar. Bir iki derken neredeyse her akşam buluşuyorlardı. Ali, dışa dönük; enerjik bir adamdı. Çevresi çok genişti. Her gittikleri ortamda birilerine selam veren, popüler biri idi. Ezgi, Ali ile beraber daha önce hiç gitmediği ortamlara girmeye başladı. Alkollü içecek falan kullanamazdı ama Ali ile gittiği her yer alkollü ortamlardı. Ali, Ezgi’ye bu konuda ısrar etmemesine rağmen kendisinin elinden de bardak hiç eksik olmazdı. Ezgi de zamanla Ali’nin çevresine ve ortamına ayak uydurdu. Önce eskisi gibi yadırgamadı, alıştı ortamlara. Sonra bir tadına bakayım dedi. Daha sonra uzatılan bir ikramı geri çevirmek istemedi. Bir iki derken artık o da mekanın gereği neyse yapmaya başladı. Bir müddet sonra içecekler de marka tercih eder hale gelmişti. Ezgi artık çok değişmişti. O kendi halinde ki kız gitmiş; Ali ile beraber yeni bir Ezgi’ye dönüşmüştü. Gerek evde gerekse iş de agresif davranışlar sergilemeye başlamıştı. İşe geç gitmeler, verilen işi aksatmalar, saçma sapan sebeplerden dolayı insanlarla tartışmalar… Artık Ezgi öyle bir hale gelmişti ki içmeden kafasını toparlayamadığını, dikkatini işe veremediğini söylüyordu. İçince kendini daha özgüvenli hissettiğine, insanlarla daha iyi iletişim kurduğuna inanmıştı. Zaman içerisinde onun bu hali Ali’yi de rahatsız etmeye başladı. Daha az arar oldu. Ezgi Ali’nin ilgisizliğine dayanamayıp kendini daha da içmeye veriyordu. Her şey sarpa sarmaya başlamıştı. Kendisi de bunun farkında olmasına rağmen hayatını bir türlü toparlayamıyordu. Zamanla öfke nöbetleri, ağlama krizleri arttı. Hayatı kendine de etrafında ki insanlara da zehir ediyordu. Nasıl bu hale geldim? diye düşündü. Alt tarafı sevilmek istedim. Bunun bedeli bu kadar ağır olmamalıydı! diye bağırdı. Bağırdı bağırmasına ama artık bağımlılık aşamasındaydı.

Zor Değildir

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; her yanlışın başı, ona yaklaşma ile başlar. İnsan yaklaştığına benzer.  Zamanla yaklaştığı şey insanı etkisi altına alır. Siyah da yaklaştıkları onun bağımlılığı olur.

Hayat, sınavlarla dolu bir oyun sahasıdır. Aslında en başta oyunu kazanmak zor değildir. İnsan yaptığı davranışlarla zorlaştırır. Kazanmanın en kestirme yolu yasak olana yaklaşmamak ve sakınmaktır. Ancak insan  her zamanki gibi yanılır...





Okumaya Devam Et

11 Mart 2025 Salı

NE VAR Kİ BUNDA?








İnsanların birçoğu hayatı boyunca "Ama neden ben?" diye söylenir durur. Yaptıklarının kendisi ile alakalı olduğunu kabul etmekte zorlanır. Nesrin’de bu insanlardan biriydi. Öyle bir dönemdeydi ki artık nefes alamıyorum diye kriz geçirmiş, evde ki bütün eşyaları birbirine katmış, mutfakta ki tabakları kırıp dökmüştü. Yine de sorusuna bir cevap bulamıyordu.    "Ama neden ben?!!!" diye çığlık atmak da onu sakinleştirmiyordu. 

Onun istekleri de diğer insanlardan farklı değildi ki; o da mutlu olmak, gezmek, dolaşmak, rahat yaşamak istiyordu. O mekana da sırf bu nedenle gitmişti. Arkadaşları ile birbirine söz vermişlerdi. On sekiz yaşına girince kutlamayı bir bar da yapacak, eğleneceklerdi. Artık reşittiler. Özgürlüğün tadına varmalıyız dediler. Nesrin daha önce hiç böyle ortamlara gitmemiş, ortamdaki içecekleri tatmamıştı. Ama merak da etmiyor değildi hani. Nasıl bir yer? İnsanlar, nasıl eğleniyor acaba? Ali, bu konu da arkadaşlarına göre daha tecrübeli idi. Ballandıra ballandıra anlatıyordu; "Kızım bir kere geldik dünyaya. Gezip, tozmak, eğlenmek bizim de hakkımız."  Arkadaş gurubunda herkes bu konuda birbirini gazlardı. Ve beklenen o gün geldi. Doğum gününü kutlamak için Ali, bir mekanda yer ayarladı. Nesrin ortamı çok merak ediyordu ama biraz da tedirgindi. İçinden bir ses "Gitmesek mi acaba?" diyordu.  Tedirginliğini Zeynep’e söyleyince, "Kızım ödlek misin sen ya? Alt tarafı gidip bir şeyler içeceğiz, eğleneceğiz ne var ki bunda." dedi Zeynep. Nesrin de arkadaşlarına uydu.

Evet o gün başlamıştı aslında her şey. "Ne var ki bunda?" diye olayı basitleştirdiğinin kendisi de acı tecrübelerle anlamıştı. Her şeyin başlangıcı önemsemediği bu soru idi, ne var ki bunda? Ama henüz yaşadıklarının, yaptıklarından dolayı olduğunu kendi de kabul edemiyordu. Şu anki istemediği, isyan ettiği yaşantısının başlangıç noktası orasıydı. Bir kereden bir şey olmaz dediği yerde başlamıştı çöküşü. O karanlık, izbe, dumanlı, gürültülü yerde… Şimdi keşkeler fayda vermiyordu. Önce bir tadına bakayayım dedi. Acı da bir şeydi, hiç de hoş değildi ama ilk yudumu aldığında arkadaşlarının "Ooooo aramıza hoş geldin" demeleri de hoşuna gitmişti. Kendine o an için saçma sapan bir özgüven hissi geldi. "Bak ben de yapabiliyorum ne var ki bunda?" 

Sonraki günlerde başka başka ortamları da merak etti… Başka başka içeceklerle, başka başka insanlarla tanıştı… Her gelen bir şeyler götürdü Nesrin’den, her içtiği onu daha da bozdu. Şimdi yaşı otuzdu ama hayatındaki bütün hazlarını tüketmiş, hiçbir şeyden mutlu olamayan, krizler geçiren bir insana dönüşmüştü. Aslında kendi de memnun değildi, bu hayattan ama düzeltmek için her adım attığında kendini başladığı nokta da buluyordu. Nesrin basit bir soru gibi görünen bir cümleyi önemsemediğinden uçurumun kenarına yaklaşmıştı henüz on sekiz yaşındayken. 

Aslında insanların başlarına gelenler, yaşları ile alakalı değildir. İnsan gerçeği; doğruyu yanlışı bilir ama önemsemez, sakınmaz. Merakını yanlış yere yerleştirir. Ne var ki bunda? Bir kereden bir şey olmaz ki der. Oysa her başlangıç bir adımla başlar.  Adımlar bizi yaşayacağımız iyi ya da kötü olaylara yaklaştırır. Sonra da keşke o kişi ile tanışmasaydım, keşke gitmeseydim, keşke denemeseydim der. İnsan aslında "Ama neden ben?" sorusunun cevabını da bilir. Her şeyin kendi ile alakalı olduğunu anlar sadece itiraf edemez. Başkalarını suçlamak en kolay yoldur.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; bu hayatta hiçbir şey başı boş yaratılmış değildir. İnsan toparlanmak istiyorsa hayatının sorumluluğunu eline almalıdır. Önce insan olduğunu, hata yaptığını kabul etmelidir. Toparlanmak için gerekli bedelleri ödemeye razı olmalıdır. İnsan bir günde bozulmadığı gibi, bir günde de toparlanamaz. Yönünü doğru olana çevirmeli; amaçlarını, hedeflerini ona göre belirlemelidir. Toparlanmak için; kararlı olmak, sabretmek, doğru bedelleri ödemek gerekir.

 



Okumaya Devam Et

27 Aralık 2023 Çarşamba

UMUDU KADAR ANLAMLI İNSAN


Umudu Kadar Anlamlı İnsan

Umudu kadar anlamlı insan

Umuttur onu öyküye sokan

Öyküde tutan


Ve umar insan


Bazen geçmesini umar 

Bazen bitmemesini


Bazen gelmesini umar

Bazen gelmemesini


Bazen tekrar kalkmayı umar

Bazen dinlenebilmeyi


Bazen birleşmeyi umar

Bazen ayrışmayı


Bazen birini umar

Bazen hiç kimseyi


Bazen dünyayı umar

Bazen cenneti


Umudu kadar anlamlı insan

Umuttur onu öyküye sokan

Öyküde tutan


Bazen de umudu kalmaz o an


İşte o an…

Umuda en çok ihtiyacı olduğu an


Çünkü umududur insanı öyküde tutan

Umududur onu güçlü yapan


İnsan

Hata yapan

Pişman olan

Affedilme umudu olan

Umudu kadar çabası olan

Çabası kadar anlamı olan


İnsan

Umudu pişmanlığını geçmiş olan

Umudu acısından fazla olan

Umudu aklından önde olan

Umudu doğru yerde olan


İşte insanı anlamlı yapan









Okumaya Devam Et