FARK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FARK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2024 Perşembe

KİM KİMDİR SERÜVENİ

İnsanlar ne kadar farklı değil mi? 

Ten rengi, coğrafyası, saç şekilleri, gözleri… 

Ne kadar zengin bir çeşitlilik var… 

Somutta böyle olduğu gibi soyutta da böyle, 

Düşünce tarzları, hayatı algılamaları, aktarımları, gittikleri yönler, istekleri; bunlar da çeşitli… 

Nasıl ki ten renkleri çeşitli olsa da bunları biz ayrıştırabiliyor bir gruba dahil edebiliyoruz,

Beyaz tenli, buğday tenli, bronz tenli, siyahi… 

Nasıl ki göz renklerinin farkını anlayabiliyoruz, 

Kahverengi, gri, yeşil, mavi… 

Nasıl ki saçların yapısını sayabiliyoruz, 

Kıvırcık, düz, dalgalı… 

Soyut olan farklılıklarını ayrıştırmanın ve anlamanın da bir yolu var. 

Nörolojik tarzları neler? 

Hangi insan hangi kanaldan daha çok algılıyor? 

Dolayısıyla nasıl aktarıyor, neden öyle aktarıyor? 

Eksikleri, kendine katması gereken yönler neler?

Hangi konularda iyi, marifetli? 

Hakikaten bunları da fiziksel farklılıkları gibi ayrıştırabilmenin de bir yolu var:)

İnsan bunları ayrıştırdığı zaman farklılıkları anlamlandırmış olur. Zihninde birden “Haaaa demek ondan böyleymiş... gibi bir cümle yankılanmaya başlar, rahatlar.

Bu insanın kendisini de diğer insanları anlama için de geçerli.

Rahatlama hissinden sonra yeni yeni sorular zihnini kurcalamaya başlar. “E o zaman nasıl olacak? Ne yapacağım bu insanla iletişim kurabilmek, ilişkimi yönetebilmek için?

Hiç endişelenme der Deneyimsel Tasarım Öğretisi, soru varsa cevap var :)  Sorular da cevaplar da bol bol… 

Ama önce ilk adımı atalım değil mi?

Önce bir kalibre edelim farklılıkları…

Önce bir anlayalım sebepleri, zihnimiz rahatlasın ki ilişki denizine rahat rahat yelken açalım.

İnsan farkı fark etmezse sorunlar içinde boğulur durur… 

İnsan farkı kabul etmezse iletişimini ilişkisini nasıl yönetir?

İlk aşama; karşımdaki kim ve ben kimim? 

İlk ve öyle önemli ki buradan başlıyor serüven…

Bu serüven için yanımıza biraz gerçeğe olan merak, biraz harekete geçme, biraz da öğrenmeye açlık aldıysak, haydi bakalım Kim Kimdir?

 




Okumaya Devam Et

17 Eylül 2024 Salı

EVETÇİ BEN:)


Evvet...

Sorulara karşılık olarak kullanılan, öyledir anlamında, doğrulama ya da onama bildiren bir sözcük. “Evet” cümleyi pekiştirmek içinde kullanılan, kendi düşüncesi olmayan "Ben de katılıyorum evet, evet ondan" dediğimiz. Bazen de dalkavukluk, evet efendimci olmak da olsa, insanların hayatında birçok kelimeden fazla kullandığı bir sözcük. Dört harften oluşan, bir çok duygunun özetiAslında önemli anların tanığı…

-Benimle evlenir misin?

-Evet, evet, evet… 

Çok güçlü çıkan evetler, sevinç, mutluluk yüklü.

-Emin misin kızım boşayacak mısın bu adamı?

-Evet... 

Sessiz, üzgün, pişmanlık içeren…

Aynı cevap, iki farklı duyguyla yüklenen.

-Anne dondurma alabilir miyim?

-Evet çocuğum…

-Hatun akşam yemekte bir karnıyarık yapar mısın?

-Evet canım yeter ki sen iste…

-Abla ya bu hafta sonu hanımla şehir dışına kaçalım diyorum, çocuklara bakar mısın?

-Evet kardeşim...

Evet anne, evet baba, evet çocuğum, evet arkadaşım, evet, evet, evet…

Ve o kadar çok evet demişim ki, hem de ne kadar çok…

Kimse kırılmasın dedikçe kırılmışım..

Kimse yorulmasın dedikçe yorulmuşum…

Kimse üzülmesin dedikçe üzülmüşüm…

Herkesi mutlu etmek istedikçe mutsuz olmuşum meğer… Evetin yorgunluğu deseler, vücut bulmuş hali olarak ben! Hayatımda ötelediğim, önceliklerim, vazgeçtiklerim, bazen işte, bazen de ailemde, bazen birine verdiğim sözde, bazen kendimden. Yapmak istediğim o anda uygun olmadığım halde hayır diyecekken evet dediğimde ne kazanıyorum ya da neyi kaybediyorum. Neden hayır diyemiyorum? Evet gibi hayır da var aslında… Düşündükçe kendime kızdığım bu huyumun sebebini buldum sonunda:) Meğer sebebi sağ loblu olmakmış. Nerden mi biliyorum? Kızımın elimden tutup götürdüğü bir seminerden.

 “Anne tam senlik, yok suratsız, yok çok cıvık, yok çok sade, yok çok renkli aman ne de çok konuşuyor diye sürekli söylediğin şeylerin nedenini öğrensen mi acaba?” deyip beni götürdüğü..

Neden bazılarımız evet çok kullanırken, bazılarımız hayır kelimesini çok kullanırmış? 

Bazı insanlar neşelendirmek için uğraşırken bazıları da ciddiyete davet edermiş. 

Biri için sevgi olmazsa olmaz, bazıları içinde saygı olmadan olmaz. Neden?

Hayatın benim için hep bir anlamı vardı ama şimdi daha farklı boyut kazandı. Farkındalık oluştu, bakış açım değişti. Sınırlarımı koruyorum artık ve artık Kim Kimdir? biliyorum. Bu yüzden Kim Kimdir? herkese naçizane tavsiyemdir...

 


Okumaya Devam Et

11 Mayıs 2024 Cumartesi

ELDEKİ ANAHTAR

Eldeki Anahtar

Kasım görünümlü bir Mayıs günüydü. Yağmur alabildiğine yağıyor, hava olabildiğine soğuktu. Kaldırılan montlar tekrar gün yüzüne çıkartılmış, kaloriferler tekrar yanmaya başlamıştı. O gün arkadaşlarını davet etti Mine. Bunca pahalılıkta kafelere gitmek biraz anlamsız, gelin bize ben güzelce hazırlanırım diye heveslendi.

Uzun zaman sonra hakkını vererek mutfağa girdi, sarmalar börekler derken herkesin sevebileceği her kategoride bir şeyler yapmaya çalıştı. Kapı çaldı kızlarda el emeği yaptıkları kurabiyeleri, kekleri masaya bıraktı. Tabi bir araya gelince sofranın bereketi arttı da arttı. Yemekler yenirken başladı Mine anlatmaya. Önce annesini, sonra teyzesini, ardından bir türlü uzlaşamadıkları halasını, sonra eşini ve elbette hiç hoşlanmadığı kaynanasını, son olarak bir problem yumağı olarak gördüğü alt komşusunu..  Derken olur olmaz her şeyi dile dökmeye başladı, kendine engel olamıyordu, herkeste yorum yapmadan geçmiyordu. Sonra kızlar kendi öyküleri ile ilgili bir bir döküldü. İş yeri anlaşmazlıkları, patron sıkıntıları, aile kavgaları, çocukların bitmeyen dertleri...

Çaylar, kahveler derken zaman akıp gidiyordu. Yarın iş  görüşmesi olduğunu bir an unutmuştu Mine. Kızlara git diyemedi, konu konuyu açtıkça susması gereken yerde susamadı, onay aldıkça iyi hissetti, iyi hissettikçe bir çay daha getirdi. Misafirlerini sabaha karşı uğurladı. Ev alıp başını gitmiş, her şey birbirine girmişti. Yere dökülen kuruyemişler, tezgahtaki tabak yığınları ve niceleri. O gün eşi rahatsızlık vermemek adına kendi annesinde kalmıştı. Çocuklar ise okul gezisine gitmişti. Mine yıllardır kovaladığı yerden o hafta teklif almış, ancak iş görüşmesine gitmesi gerekirken verilen randevunun saatini kaçırmıştı. Arkadaşlarına çok kıymet veriyordu fakat neden böyle oldu? Haftalar sonra bir araya gelmişlerdi ancak bu sefer eskisi gibi bu görüşme ona iyi gelmemişti. Bir akşam sebebine hayatı rayından çıkmış trene dönmüş gibi hissediyordu. Halbuki ne kadar istekliydi. Peki neden?

· Umarsızca davranması buna etken olabilir miydi?

· Zamanı iyi yönetememiş olabilir miydi?

· Sınırlarını doğru yerde doğru şekilde koyamamış olabilir miydi?

· Koyamadığı sınırlar hayatında tıkanıklıklara neden olmuş olabilir miydi?


Deneyimsel Tasarım Öğretisi
der ki; Sınırları olmayanın imtiyaz hakkı yoktur. 

Eldeki Anahtar

İnsanoğlu  bazen sınırsız olmayı konfor zannediyor, hal böyle olunca konuştukça konuşası geliyor ve anlattıkça rahatlayacağını düşünüyor. Böylece hiç fark etmeden akrep ve yelkovan ellerinden kayıp gidiyor. Zamanı geri alamayınca da cebine pişmanlıklar koyuyor. Sanki eline verilen anahtarı kaybediyor ve açacak kapısı da kalmıyor. İşte bu yüzden sınırlar ilişkilerin düzelmesini, sağlıklı ilerlemesini sağlıyor. Ev işe, iş eve karışmıyor. Hayır diyebilmenin bir anlamı oluyor. Dostlarla dertleşme deyince akla dedikodu gelmiyor. Sınırlar insanı ayrıcalıklı kılıyor. 

Peki ya biz, elimizdeki anahtarın ne kadar farkındayız? Sınırları olan ve elimizdeki anahtarın kıymetini bilenlerden miyiz?




Okumaya Devam Et

2 Mayıs 2024 Perşembe

KOSKOCA 38 YIL

Koskoca 38 yıl

Aynadaki yansımasına bakarken bir an gözlerini kapadı ve düşündü. Gözlerini açtığında gördüğü kadın kendisi miydi? “Dünümden bir farkım var mı?” diye inceledi kendini. Saçlarının arasındaki beyazlar, gözlerinin kenarındaki çizgiler… Hepsi birer yaşanmışlıktı onun için. 

Bugün hayatının bir bölümünden mezun olup yeni bir bölüme geçmiş olduğunun farkındaydı. Yaşadığı bu hissin ne olduğunu tanımlamak için 38 yılını geçirmişti. “Koskoca 38 yıl…” diye mırıldandı kendi kendine. Kararlıydı, bugün denizin dibine itelediği, görmezden geldiği her şeyi derin bir nefes alarak denizin dibinden çıkaracaktı. Çünkü artık biliyordu ki acılarından, geçmişinden kaçarak yarına ulaşmak daha zordu. Evet, o da bir yoldu. İnsan hayatı boyunca gözlerini gerçeğe kapatarak da yaşardı ama bu değildi istediği.

Yaptıklarını düşündükçe, yapacaklarını daha kolay inşa etmeye başladığının farkındaydı. Dününden daha iyi olmaya çalışmaktı amacı. Bunun için atacaktı adımlarını.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; insan yaşadıklarından sonuç değerlendirmesi yaparak, onları birer deneyime dönüştürdüğünde, dününden daha iyi olmaya doğru ilerler.

Elbette bu dünyaya gelen büyüyor, yaşıyor, hayatında problemler çözüyor, bazen çözemiyor. Takılıp kalıyor, tökezliyor, düşüyor. Kimisine kolay gelen kimisine zor geliyor.

Koskoca 38 Yıl

“Peki ama nerede ne yaptım da bu sonuca vardım?” dediğinde ise hayatına +1 katarak devam ediyor. Artık gelen problemler onu korkutmuyor ve hayata karşı daha dik durmaya başlıyor. Hani girdiğin sınavda tam da az önce çalıştığın yerden soru çıkmış gibi güvenle başlarsın ya yazmaya… Tıpkı onun gibi. İnsan “Evet, hayatta düştüğüm yerler olacak ama artık sorular bildiğim yerden geliyor. Buradan nasıl kalkacağımı da biliyorum.” diyor.  İşte bu güç hiçbir şeye benzemiyor.

Yaşadıklarım, bana artık yük değil, yolumu bulmamı sağlayan yön tabelalarım olmaya başlıyor. Atacağım adımları deneyimlerime bakarak atacağım. Daha önce hiç yaşamadığım bir şey mi geldi? Başkasının yaşadıklarına bakacağım, onlar ne yapmış da yolunu bulmuş. Veya ne yapmamış da yolunu hepten kaybetmiş… Olumlu veya olumsuz çıkardığım tüm sonuçlar benim lehimde oluyor.

Bu hayatta bunu anlamaktan daha konforlu bir şey var mı?

Hadi şimdi sıra sizde! 

Biraz duygularımızdan sıyrılıp düşünelim…

Bu hayatta ben, ne yaptım da ne ile karşılaştım? 






Okumaya Devam Et