Birileri gece lambası olmadan uyuyamıyor, birileri karanlıklar içinde bırakılıyor...
Sonra aklına akşam yemekten kalanlar geldi. "Ertesi güne yemez bizim çocuklar." deyip çöpe attıkları geldi. “Ertesi gün yemez bizim çocuklar...” Hatırlarken kendinden utandı.
Birileri ertesi gün aynı yemeği yemek istemezken birileri günlerce yiyecek ekmek bulamıyordu.
Birileri çocuğunun eline diken batsa dünyayı
ayağa kaldırıyor, birilerinin çocukları kundakta şehit ediliyordu.
İnsanlar açlıktan ölüyordu, kimse bir şey
demiyordu.
Ve tüm bunlar nasıl oluyor da herkes tarafından normalleştirilebiliyordu?
“Ne yapabilirim ki!” dedi içinden. "Ben sadece milyarlarca insan içinde bir kişiyim. Gücüm kime yeter?”
Bir yudum daha aldı kahvesinden içlenerek. Odanın içinde bakınırken, gözleri bebeğinin oyun kartlarına takıldı.
Öğretici kartlar, hayvan resimleri… Ve yerdeki kart, karınca…
Filistin’i düşünürken gördüğü o karttaki karınca canlandı sanki birden. Aklına İbrahim’in karıncası geldi. "Ben ne yapabilirim ki!" dememişti bir karınca. “Bugün bir peygamberi ateşe atacaklar. Bir şey yapmazsam benim halim nice olur? Rabbime ne derim?” demişti.
Ve bir damla suyu alıp ateşi
söndürmeye gitmişti…
Kendisi de biliyordu taşıdığı bir damla su ile o ateşin sönmeyeceğini…
Ancak yönü belli olacaktı.
Ne yapsaydı; zulmü normalleştirip sessiz mi
kalsaydı?
Peki, nedir bu zayıf yönler diye araştırmaya başladı.
Böylelikle
İbrahim’in karıncası gibi olabilmeyi umuyordu… O karınca Nermin'e çok şey öğretici bir karınca olmuştu...
